Follow by Email

17 Mart 2013 Pazar

Sanatçı saflaşması / Nihat Behram



17 Mart 2013, 12:16
Sanatçı saflaşması
Sanatta bir yere varmış olmak yetmiyor. Hayatta da bir yere varmış olmak, yani “adam” olmak gerekli.  Bu açıdan bakıldığında, görülecektir ki, ülke son 10 yılıyla bu alanda da bir saflaşmaya sahne oldu. Gelecek kuşaklar, bir gün bu dönemdeki saflaşmaya da mercek tutacaktır.

İktidar olduğu dönemde, soldan devşirme liberallere özel önem veren AKP, sanat dünyasına olta atmaktan da geri durmadı. Bir kısım sanatçı bu oltaya takıldı. Kimisi utangaç, kimisi açık açık AKP’ye kürekçilik yaptı; onun “ileri demokrasi, vesayetle ve darbelerle hesaplaşma” maskesini cilaladılar. Destekleri oranında ödüllendirildiler. Ödül de, ekranda program, belediye etkinlikleri, projelere onay, danışmanlık, makam vs. Yani, 3 kuruşluk çıkar. Sağcı, dinci gazeteler bunlara kapılarını açtı. Oralarda yazıp çizmek “Zaman’e sanatçılığın” ölçüsü oldu. Başbakan gezilerinde yanına eşantiyon olarak bunlardan da aldı, sarayda bunlara sabah kahvaltıları düzenledi, Köşk’e davet edildiler. Alttan alta döşenen ise “muhafazakâr sanat”tı. AKP’nin yapılanma sürecindeki tahribat ve saldırıları saymakla bitmez. Halkın gönlünde atalaşmış Yunus’un Kaygusuz’un sansüründen Başbakan emriyle yıkılan heykele; sergi yasaklamalarından, tiyatrolara yönelik saldırılara dek her alanda. AKP’nin ABD taşeronu, dinci, faşizan yapısıyla varmak istediği yeri görüp, ona boyun eğmeyen, diklenen sanatçılar ise, her türlü hakaret ve şiddetin hedefi oldular. Bunlar da saymakla bitmez. Fazıl’a yapılanlardan, M. Aksoy’a yapılana dek. Grup Yorum’un kemancısının parmakları kırıldı, solistinin kulak zarı patlatıldı.

Bu süreç, AKP yobazlığına karşı onurlu, halkına ve halkın değerlerine bağlı sanatçıların şahsında mücadelenin de simgesi oldu. Tarık Akan’ın barikatları zorlayışı, Rutkay Aziz’in dinci gericiliğe karşı halkı uyarışı, Edip Akbayram’ın AKP davetlerini reddedip, alanlarda demokrasi özleminin simgesi oluşu, Sanatçılar Girişimi’nin kurulması ve Ataol Behramoğlu’nun sanatçıları gericiliğe karşı halkın yanında saf tutmaya çağırışı, Mehmet Aksoy’un yıkılan heykeline verdiği çığlık ve daha niceleri onur mirasımız olarak birikti. Orhan Aydın, Leyla Erbil, İsa Çelik, Bedri Baykam, Nejat Yavaşoğulları, Metin Demirtaş, NHKM ve birçok sanatçı ve sanat kuruluşu bu mirasa değer taşımak için çırpındılar. AKP’ye teslimiyeti reddettiler. Baskılara karşı sokağa inen aydınlara, emekçilere, öğrencilere omuz verdiler. Yıldız Kenter, Genco Erkal, Levent Kırca  gibi birçok değerli sanatçı, Silivri hukuksuzluğuna isyan etti.

Teslimiyet de kendi mirasını biriktirdi! Alçaklığın boyutu O. Pamuk’un, Esad’a “Sonun Kaddafi gibi olsun istemiyorsan Suriye’yi terk et!” çağrısına dek vardı. Açıkça zalime tellallık yaptı. Bu çağrıdaki insanlık dışı tehdit tonu, onu  savunanların da yüz karası olarak anılacaktır. Ahmet Altan, AKP’nin güçlenmesi için çırpındı. Adalet Ağaoğlu, ağlamaklı ses tonuyla demokrasi düşmanlarından demokrasi dilenip onu da “umut” diye sundu. Halil Ergün her şeyden önce kendi duyarlığına ihanet etti, hem kendini hem bizi yaraladı. Tamamına yakını, sahip oldukları ünü sola borçlu ama bu değeri bile bozuk para gibi harcadılar. Bu dönemde “liberalleşme moda”sına kapılan,  birçok yetenekli genç sanatçı da, ufuklarını kendilerine mezar kıldılar. Yetenekleri, dinci gericiliğe yem oldu.

Evet, bir kesim dik durdu, direndi, teslim olmadı, halkın acılarını duymazdan gelmedi, hukuksuzluklara karşı öfkelendi, zindanlara ses oldu, AKP’nin “ileri demokrasi” maskesi altındaki kara yüzünü halka göstermeye çalıştı, emperyalizmin savaş taşeronluğuna meydan okudu, mücadele eden emekçilerin, öğrencilerin omuzdaşı oldu; bir kesimse, sisteme kürekçilik yaptı. Ekranlarda en çok ötenler, gazetelerde en çok yer edenler onlardı ama Grup Yorum solistinin kulak zarı patlatılıp kemancısının parmakları kırılırken sustular. Bu sanatçı saflaşmasında, gelecek kuşakların onurla anacağı saf hangisi olacak? AKP’ye diklenenler mi, eklenenler mi? Onurla anılmayacak olanların payına kalansa lanettir!

-------------------------------------
Dörtlük

Lalelerle süslü koridordan geçiyordu Sultan alayı
Sultan’ın dalkavukları karasinekleri andırıyordu
Sanki zifiri bir leşti üşüşüp üstünde uçuştukları
Soluksuz kaldı mermer, kristal sızılandı, laleler soldu

Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.