Follow by Email

25 Şubat 2013 Pazartesi

Talan, yalan ve sonrası… / Orhan Aydın



Talan, yalan ve sonrası…

Her şey yıkılacak.

Camiler, köprüler,  geçitler, tüneller, gökdelenler, o süslü püslü AVM binaları ve evlerimiz yerle bir olacaklar.

Altlarında kalacağız.

Betona teslim edilmiş tüm kentler gibi İstanbul’da insanlığa mezar olacak.

Bunlar benim öngörülerim değil, Kent bilimcilerinin saptamaları.

Altı şiddetinin üstündeki her depremin sonucu bu olacak.

Padişah’ın açıklamalarından anladığımız o ki İstanbul kentinde yeşil alanı geçin, iki karış olsun toprak parçası bile kalmayacak.

Dört bir yanı delik-deşik edilip köstebek yuvasına dönüşen kent, tarihindeki en büyük alt yapı sorunlarını yaşıyormuş kime ne?

Son hız inşaatlar yapmaya devam!

Sokaklar, meydanlar, mahalleler ve bin yıllık kültürel dokular talan ediliyormuş sana ne.

Yık yerine ucubeler dik, sat-kirala paraya tahvil et.

Çılgınlık öylesi boyuta erişti ki olası bir depremde sığınacak-toplanacak yer bile kalmadı.

16 milyonluk kentin nasıl talan edildiğini halen görmeyenler, 2001 yılında İstanbul Valiliği Afet Yönetim Merkezi tarafından ilan edilen 480 çadır ve toplanma yerinin nasıl betona teslim edildiğini görerek, bir kanıya varabilirler.

AKP’nin övünç kaynağı Çağlayan Adalet Sarayı’nın arsası olan Abide-i Hürriyet Meydanı,  olası bir deprem de halkın toplanma yeriydi.

En gözde alanlardan yükselen Forum İstanbul, Capacity, Trump Towers, Anthill gibi beton yığınları da bu dönemin gudubet eserleridir ve hepsi deprem toplanma alanlarına inşa edildiler.

Meslek odalarının raporu, AKP’nin ve yandaşlarının yüzünü kızartmayacaksa kimin yüzünü kızartacak!

Kuşdili Çayırı, Kartal Adliyesi, Merdivenköy Mahallesi Çocuk Esirgeme Kurumu Arazisi, Bostancı Mahallesi, Ağaoğlu Mycity Bahçelievler, Meydan AVM, Levent İETT Garajı, Bahçelievler Starcity Outlet, Sahilpark Evleri, Ora AVM, Kiptaş Ünalan Evleri, Üsküdar Devlet Malzeme Ofisi Arazisi, Kiptaş Tuzla 2. Ve 3. Etap Konutları, Maltepe Dap Royal Center, Kemerpark Evleri, Bağcılar Çınar Olimpia Park Sitesi, Bakırköy Ataköy Konakları, Capacity AVM, Beşiktaş Selenium Plaza, Ortaköy Ermeni Vakfı Arazisi, Beşiktaş Spor Kulübü Fulya Projesi ve Dünya âlemin gözleri önünde sürdürülen Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi’nin Gezi Parkı bölümü de olası bir deprem de toplanma alanıydı.

Bu alanlardan yükselen ucubelere bakınca; kentsel dönüşüme karşı çıkanları, yandaşlarına ve halka şikâyet edip karalayanlar, hangi yalanı gizliyorlar daha iyi anlamak mümkün olsa gerek.

Meslek odalarının raporları adeta isyan edercesine bağırıyor; “son 10 yıl içinde kente karşı işlenen suçlar, tüm tarihimiz boyunca işlenenlerden daha ağır ve geriye dönüşü de yok.”

Kentin dünden bugüne gelen tarihsel ve kültürel görünümü de kirletildi.

Vapur yolculuğu yapan her yurttaş kafasını kaldırdığında bu talanın tüm İstanbul’u nasıl kuşattığını görecektir.

İstanbul’u uçaktan görenlerin ise zaten aklı şaşıyor.

Boğazın her iki yakası ve güzelim tepelerden üstümüze beton kusuyor.

Çok övündükleri camilerin arkalarından, gökyüzüne kavuşmakta yarış eden ölüm yapıları yükseliyor.

Dolgu alanlarında yapılmış ve denize mesafeleri yalnızca 150 metre olan bu gökdelenler birer çirkinlik abidesi.

Koruların içinden iş makinaları sesleri geliyor.

Yeşil iç ediliyor.

Her toprak parçasına konutlar dikiliyor.

Oysa İstanbul İnşaat Mühendisleri Odası raporları ortada, yalnız İstanbul’da 150.000 konut fazlası var!

Bu ne çılgınlık, bu ne hırs?

3. Havaalanı için binlerce ağaç kesilip, su havzaları kurutulacak, tepelere, parklara-bahçelere bol minareli ‘görkemli’ camiler kondurulacak.

Ormanların içine siteler, AVM binaları dikilecek böylelikle kentin ciğerlerine kanser mikrobu şırınga edilecek.

Tüm tarihi binalar yıkılıyor-yıkılacak.

Bütün bu olup bitenleri gizlemek ve tam tersini söyleyerek talana ve kentin yok oluşuna karşı çıkanları suçlamak, ancak büyük bir yalancının-talancının becerebileceği bir şeydir.

Yaşatılan da budur.

Başbakan, kürsülerden kentsel talanı, ‘dönüşüm, dönüşüm’ diye anlatıp böbürlenirken alkışlamaktan elleri kızaranların, bağırmaktan sesleri kısılanların, yarın olası bir depremde kaçacak yerlerinin bile olmaması ne acı!

Gericiliğin deprem sonrası için senaryoları da var.

Orta da hazırlanmış hastaneler, sağlık merkezleri, barınma yerleri, aş evleri, okullar filan olmadığına ve tüm toplanma yerleri de talan edildiğine göre; önce, ‘Allah’ın işi elden ne gelir’ denecek sonra toplu cenaze merasimleri düzenlenip, mezar yeri yokluğundan insanlar üst üste gömülecek.

Şimdi sormak gerekiyor.

Bu yok edişi görenlerin ve halkına anlatanların önünü ‘münafık-hain’ diye kesmeye çalışmak, vicdansızlık ve insafsızlık değil de nedir?

Kim verecek bu sorunun yanıtını.

İstanbul Belediye Başkanı mı, İstanbul Valisi mi yoksa Başbakan mı?

oaydinoaydin@gmail.com

Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.