Follow by Email

16 Şubat 2013 Cumartesi

İKİ OYUN / Ataol Behramoğlu




Testosteron  

      Gülmeyi, hatta gülümsemeyi unuttuğumuz ülkemizde, bir oyun izlerken  neredeyse kasıklarımı tutmak zorunda kalarak güleceğim aklıma gelmezdi…
       Polonyalı oyun yazarı, senarist ve yönetmen Andrzej Saramanowic’in “Oyun Atölyesi”nde  sahnelenen “Testosteron”unda aynen böyle oldu.
       Gülmenin de çeşitleri olsa gerek…
        Siyasal içerikli bir güldürüde, biraz da acı acı gülersiniz. Hatta bu türlü gülmeye “güleriz ağlanacak halimize” deyişi bile denk düşebilir.
         Hiçbir toplumsal ya da psikolojik vb. içeriği olmayan güldürüler de vardır.
         Burada güldüren şey, dil oyunları, beklenmedik rastlantılar, başkaca tuhaflıklardır…
 Siyasal niteliği olmasa da, herkesi az çok ilgilendirebilecek  konuyu, bir sorunu,mizahın penceresinden, güldürünün bütün olanaklarını
 kullanarak göstermeyi başaran oyunlar da vardır.
     Polonyalı Saramanowic’in “Testosteron”u bu tanıma tam olarak uyan bir sahne yapıtı.
      Öyküyü özetlememin gereği yok.
      Şu kadarını söyleyeyim:
       Sadece erkeklerin, yedi erkek oyuncunun rol aldığı bu güldürü, gülünçlüğün tepe noktasına ulaştığı noktalarda, bir erkeklik trajedisine, bir başka deyişle de erkeklik hormonu demek olan  “testosteron” trajedisine dönüşebiliyor…
     Sanıyorum ki yazarın amaçladığı ve izlediğim uyarlamanın yönetmeni Kemal Aydoğan’la yedi oyuncunun(Orhan Aydın, Ruhi Sarı, Emre Altuğ, Gürkan Uygun, Bülent Şakrak, Gökçer Genç, Gökhan Yıkılkan) başarıyla gerçekleştirdikleri de  tam olarak bu…
      Tiyatro aynı zamanda bir sahne tasarımı ve bir dil olgusu olduğuna göre, oyunun sahne tasarımını gerçekleştiren Bengi Günay başta olmak üzere bu alanda emeği geçen herkesi ve çevirmen Neşe Taluy Yüce’yi de ayrıca kutlamak gerekir.
          Asık yüzlülüğümüzden bir an için olsun kurtulmak ve  kahkahalarla gülerken “erkeklik” denilen çapraşık ve çok çelişkili olgu üstüne,  buna bağlı olarak da kadın erkek ilişkileri konusunda  bir nebze kafa yormak isteyen herkes, Moda  Haluk Bilginer Tiyatrosunda sahnelenen “Testosteron”u kaçırmamalıdır…





Bernarda Alba’nın Evi

     Yazıya başlarken oyunun tanıtma broşüründe 7 Şubat’ın(bu oyunu izlediğim tarihin) son gösteri tarihi olduğu gözüme çarptı ve üzüldüm.Bu güzel ve başarılı  Lorca  uyarlamasının sahnede daha uzun süre kalmasını dilerdim. 
      Federico Garcia Lorca, sadece İspanyol dilinin değil, hiç kuşkusuz bütün 20. yüzyıl dünya şiirinin en büyük şairlerindendir.
      Türk okuru onun olağanüstü güzellikte bazı şiirlerini Ülkü Tamer, Cemal Süreya, Sait Maden gibi seçkin şair ve  çevirmenlerin  çevirilerinden okumak şansına sahiptir..
      Lorca oyun yazarı olarak da önde gelen bir  bir yaratıcıdır.
       Oyunlarından en bilineni “Bernarda Alba’nın Evi”ni “Kumbaracı50”nin minik sahnesinde izledim.
       Bu “kara” oyunu unutulmaz kılan etkenlerden biri de,kuşkusuz, oyuncularla izleyicinin  neredeyse yüz yüze oluşuydu…
      “Bernarda Alba’nın Evi” “kara” bir oyundur gerçekten de… Baskıcı bir toplumda, boğucu bir toplumsal ortamda kadının kara yazgısı dile getirildiği için…
        Oyununu izlerken,  şiirleri yaşama sevinci ve ışıkla dolup taşan sevgili şairin kara yazgısını düşünmemek de elde değil.
     Bernarda Alba’nın evinde hüküm süren o kapkara baskı ortamı, faşistlerin alçakça katlettiği eşsiz şair, seçkin müzisyen ve oyun yazarının trajedisinin ipuçlarını da veriyor gibidir…
      “Oyunbaz” topluluğundan Çehov’un Martı’sını hayranlıkla izlemiştim…,,
       Diyebilirim ki sadece bizim sahnelerimizde değil başta Rusya olmak üzere başka ülkelerin profesyonel sahnelerinde izlediğim Çehov uyarlamalarının  en unutulmazıydı…
      Bernarda Alba’nın Evi’ni de Martı’nın  başarılı yönetmeni Abdullah Cabaluz sahneye koymuş…
       Oyun metni  birkaç çevirmenin(A.Turan Oflazoğlu, Hale Toledo,Caridad Svich) ürünlerinden yararlanarak oluşturulmuş.
    Yönetmen Cabaluz’u ve  “Oyunbaz”ın hepsi kadın olan bütün oyuncularını(N.Arol,E.Şahintürk,D.Kılıç,A.Azeri,S.Bilgil,B.Halacaoğlu,P.Akkuzu, B. Sakarya, F.Engin, G.Ünlü,N.Yılmaz) ayrı ayrı kutluyorum.
   
       
Ataol Behramoğlu/Pazar Söyleşileri/ 170213
    
Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..
    

     
      




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.