Follow by Email

3 Ocak 2013 Perşembe

Ataol Behramoğlu'yla Sanatçılar Girişimi, Büyük Buluşma ve Aydın Sorunsalı Konusunda Bir Söyleşi"‏


Yazı: Musab Arslan
Fotoğraf: (İAHA)

“Büyük buluşmayı başarısız gösterenler ya bilinçsiz, ya kötü niyetlidir!”

Ataol Behramoğlu, Tarık Akan, Edip Akbayram, Bedri Baykam gibi sanatçıların katılımıyla Bostancı Kültür Merkezi’nde “Sanatçılar Girişimi”ni destekleyenler bir araya gelmişlerdi. Sanatçı Levent Kırca, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun işi olduğu gerekçesiyle öne çekilmesine sinirlenmiş, günlerce konuşulan değerlendirmeler yapılmıştı. Hareketin başını çeken şair ve İstanbul Aydın Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ataol Behramoğlu ile “Sanatçılar Girişimi”ni konuştuk.   


Soru: Sanatçılar Girişimi neden kuruldu, amacı neydi?

Ataol Behramoğlu:“Biz 29 Şubat'ta bir açıklamayla durumumuzu duyurmuştuk. Bir araya gelişimiz bir dernek kurmak için değildi.  Bu kendiliğinden oldu.  Ortak bir vicdan, ortak bir akıl birçok sanatçının zihninde ya da bazı sanatçıların zihninde aynı gereksinimi doğurdu. Hani bu biraz şuna benziyor, bir bilimsel buluşu çeşitli bilim insanları, farklı bilim insanları yaklaşık olarak aynı zamanlarda falan bulurlar ya, bizim de bir araya gelişimiz öyle oldu. Benim zihnimde çoktandır vardı, bana diyorlardı ki, ‘tekrar Yazarlar Sendikası’nı ele al, orada daha başarılı ol!’ falan. Ben düşündüm ki, bu bir yazarlar meselesi falan değil, onun ötesinde bütün sanatçıları birleştirmek lazım; böyle bir büyük sanat hareketi haline getirmek lazım. Bir sanatçı protestosu,  direnişi biçimine getirmek lazım bunu, bu birlikteliği.
 Kendiliğinden olsun istedik, çünkü dernekler ve örgütler bürokrasi demek. Bürokrasiyle uğraşacaksın bin tane sıkıntısı var, böylelikle bir kendiliğinden akışla sanatçılar girişimi oluştu. Aramızda söyleşirken sloganımız da ortaya çıktı: 'reddediyoruz' nerede adaletsizlik varsa onu reddediyoruz, nerede bir adaletsizlik hukuksuzluk olursa biz orada olacağız ama bu sanatla ilgili olur, genel olarak olur, her alanda her anlamdaki haksızlıklara karşı biz ortak sanatçı vicdanının ve ortak aklın temsilcileri olarak karşı çıkacağız dedik.
 İlk olarak 29 Aralık 2012’de bizi bile, yani biz ilk girişimciler olan sekiz on kişiyi bile şaşırtacak bir büyük sanatçı katılımı oldu çağrımıza. Ferhan Şensoy'un tiyatrosunda yaptık ilk toplantımızı ve orada açıkladık, biz bildirdik. Toplumun her alanındaki haksızlıklara, çevreyle ilgili olabilir bu, hukuksal sorun olabilir, adaletsizlik sorun olabilir, saltanat isteği olabilir, kişisel yaşamla alakalı şeyler olabilir, kadınlara yönelik haksızlıklar olabilir, her konu bizim ilgi alanımızdadır, insana yapılan her haksızlık bizim ilgi alanımızdadır. Özelikle orada o açıklamayı yaptık. En son olarak da şu süreçte Adalet ve Kalkınma Partisi adını taşıyan bu partinin bu on yıl içindeki haksızlıklarına karşı olabilir; onuncu yıllarını idrak ediyorlar, on yıl içindeki haksızlıklara hukuksuzluklara, adaletsizliklere, ülkenin yağmalanmasına, Türkiye’nin bir savaşın eşiğine getirilmiş olmasına ve özellikle de sanat alanlarındaki baskılara karşı heykele 'ucube' denilmesinden tutunuz da dünya çapında bir müzisyenimize en ağır hakaretlerin savrulmasına, AKP’ nin bir milletvekilinin açtığı davadan tutun sergi salonlarının basılmasına, balerin giysilerine kadar, dizi filmlerinin içeriğine, biçimine kadar böyle birtakım müdahaleler; bütün bunlar tabii çevreyle ilgili problemler…
 Bütün bunları kınamak için toplandık ve biz bu geceyi düzenledik. Bu gece muazzam bir başarıdır, binlerce kişi buluştu Bostancı’daki gösteri merkezinde. Bizim beş kuruşumuz yok oralara giderken, cebimizden paralar vererek taksilere binerek gittik. Kadıköy Belediyesi'nin büyük katkıları vardır, çok teşekkür ediyoruz Selami Başkan'a Bostancı Gösteri Merkezi’ni bize sağladı. Maltepe Belediyesi'nin büyük katkıları vardır. O elli tane sanatçının, katılan sanatçıların o gün içindeki ihtiyaçlarını karşıladılar,  bir ambulans gönderdiler. Tabii ki Beşiktaş Belediyesi'ne teşekkür borçluyuz, bazı afişlerimizi yaptılar astılar falan.
 Bu gecenin önemi şu; orada çok farklı görüşlerden de olabilir derken bazı temel değerler vardır; o temel değerler bizim için benim için o farklı değerler şunlardır: emekten yana olmak lazım, antiemperyalist olmak lazım, ülkemizin bağımsızlığını savunmak lazım, Cumhuriyetin değerlerini kıskançlıkla korumak lazım, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğindeki Cumhuriyet devriminin değerleri Türkiye'yi aydınlanma çağına ulaştırmıştır, laiklik bunun en temel özelliğidir, öğesidir, öğretim birliği bunun en temel öğesidir, öğretim birliği ne demek? Öğretimin, eğitimin temelinin bilimsel akıl olması demektir. Dini inançlar, her türlü inanış bir kişisel olgudur ama eğitimin temelinde, ülke yönetiminin temelinde bilimsel akıl vardır; bunu biz yeniden keşfedecek değiliz bu bellidir, dünyadaki bilimsel eğitim bellidir, ne zaman gerçekleşmiştir ve süreç bellidir. Bu sürecin dışına ülkeyi sürükleyen her harekete biz karşıyız. Bu temel ilkelerde anlaşmış olan sanatçılar 'sanatçılar girişimi'ni oluşturur ama birisi derse ki 'ben emperyalizime karşı değilim', öyle bir adamın bizim aramızda yeri olmaz, 'ben Cumhuriyet devrimlerini falan önemsemiyorum' diyor, öyle bir adamın bizde yeri olmaz. Temel bazı şeyler vardır, o temellerde buluştuktan sonra, siyasi partiler olur, partisiz olur onların hiçbir önemi yoktur. Buluştuk ve o gece de çok önemli bir partinin ana muhalefet partisinin lideri bizi onurlandırdı. Biz dedik ki öteki arkadaşlara da TKP'den, ÖDP'den, İşçi Partisi'nden isteyen arkadaşlar gelsinler.  Muazzam bir katılım oldu, çok başarılı oldu. Bu sanatçıları bu kadar değerli sanatçıyı trilyonlar harcayarak oraya toplayamazsınız. Bu ancak gönülden bir özveriyle olur, bir görev duygusuyla olur. Bunu gerçekleştirdik ama bazı aksaklıklar oldu. Bir iki arkadaşımız istenmeyen bir davranışta bulundular. Bunları olayın bütününe atfetmek alçaklıktır, bu kelimeyi de artık burada kullanmak isterim. Yani bütününü, o büyük başarıyı böyle lekelemeye çalışmak alçaklıktır, başka bir şey değildir, kötü niyetliliktir, bazıları bunu yaptı. Fakat magazin basını bunu yapıyor. Bizim temel değerler dediğimiz şeye saygısızlık içinde olan bazı kimseler, çevreler bunu yaptı. Bir de dar sekter siyasi görüşler vardır, onlar bunu yaptı. Ama sağduyu sahibi büyük kitle bu hareketi küçücük eleştirilerin yanı sıra candan alkışlamıştır, olay budur.”

Soru: Bugünkü hükümet - aydın ilişkilerini nasıl buluyorsunuz?

A.Behramoğlu: “Bugünkü hükümet, 'derin devlete karşı' sloganıyla kendi derin devletini kurdu. Orduyu yurt sever unsurları ordudan tasfiye etti, Atatürkçü unsurlar, antiemperyalist unsurları kaldırdı. Pırıl pırıl genç kurmay subaylar şu anda hapishanede. Ne yani denizciler darbe mi yapacak? Önlerini kestiler, general olmalarını, ordu komutanı olmalarının önünü kestiler, çünkü tek tek tek yıllarca çalıştı bu insanlar. Kim yurtseverdir, kim antiemperyalisttir, kim laiktir, kim çağdaştır saptadılar ve kendilerine göre, onlara göre en tehlikeli olabilecek kişileri tasfiye ettiler. Eğitim, eğitimdeki durumu görmüyor musunuz? 4+4+4 olayı artık eğitimin giderek dinselleştirilmesi. Heykele 'ucube' deniyor,  dizi filmlere karışılıyor, ders kitaplarında Yunus Emre sansürleniyor. Bu noktaya geldik, yani bu hükümette yurtsever, laik, çağdaş sanatın ve sanatçının hiçbir ortak noktası olamaz. Türkiye'nin çağdaşlaşmasının, bağımsızlığının, kuruluşunun önündeki en büyük engeldir bugünkü siyasi iktidar. “

Soru: Yeterli muhalefet yapılıyor mu, nasıl bir muhalefet olmalı?

A.Behramoğlu: “Elden gelen yapılıyor diye düşünüyorum ama asıl sorun bence bu son olayda da gördük, bizim gecemizin sonrasındaki işte yansımalarında da gördük. Siyasetçiler özellikle de daha küçük partiler daha katı bakıyorlar bu işe. Bana göre Cumhuriyet Halk Partisi ve soldaki öbür partilerin bir müşterek hareket içinde olmaları lazım. Öteki partilere o küçük partilere de bu işte gerçekten bir görev düşüyor; biraz daha özverili olmalılar, birbirlerini 'haindir' bilmem nedir diye suçlarlarsa o eski hastalıklar şeklinde buradan bir yere gidilmez.”

Soru: Günümüzdeki aydın insanlar işlevlerini yerine getiriyorlar mı?

A. Behramoğlu: “Getiren var getirmeyen var. Asıl sorun şudur,  örgütlü olmayan toplumlarda demokrasi olmaz. Demokrasi örgütlü toplumlarda olur. Örgütlü toplum ne demektir? Her meslek topluluğunun, grubunun ve her sınıfın toplumsal meslek sınıfının kendi sendikal mesleki örgütüne sahip olması demektir. Örgütsüz insandan cesaret beklemek boşunadır, çünkü nihayet bir kişi gözü karadır öbürü korkar. Yani herkesin de çok gözü kara, çok cesur, çok özverili olmasını beklemek de mümkün değil. Örgütlenmek lazım, toplumun örgütlenmesi lazım, herkesin her grubun, her meslek grubunun, her yaşta, her cinste insanların buluşması örgütlenmesi lazım. Basit bir örnek vereyim size yakın bir örnek; Fransa’da lisedeki öğretim gören öğrencilerin yönetiminde bir değişiklik söz konusu oldu. Milli Eğitim Bakanlığı Fransız Milli Eğitim Bakanlığı bunu yapmak istedi; liselilerin grevi bütün ülkeyi sarstı. Liseli hareket Paris'i bastı ve Milli Eğitim Bakanı kabul etmek zorunda kaldı, lise öğrencileri bunu yaptı ve isteklerini kabul ettirdiler, bu örgütlü toplumdur. Demokrasi öyle toplumlarda olur, bizim toplumlarımızda padişah, kral bir de 'başkan olacağım' diye tutturmuş bir adam var. Olsan ne olur olmasan ne olur”

Soru: Türkiye’de aydın sorunu var mı?

A.Behramoğlu: “Aydın bana göre iki temel özelliğe sahip olmalıdır. Birincisi hümanist olmalıdır, hümanizm çok önemlidir. Hümanizm ne demektir; insan sevgisi insanın en yüce değeridir.  Bilimsel akla sahip olmayan, eleştirel akla sahip olmayan aydın değildir, bilgi birikimi vardır ama o aydın değildir, teknisyendir şudur budur.”

Soru: “Türkiye'de basın-iktidar ilişkileri geçmişten günümüze nasıl oldu?

A.Behramoğlu: “ Şimdi Türkiye’de son zamanlarda gördüğüm şudur. Esasında bir gelişme söz konusu olabiliyordu; yani medyanın özelleşmesi, basının özelleşmesi gerçekten halkın sesi olmaya yöneliş falan ama şu anda bugünkü siyasi iktidar tüm medyayı kendi buyruğu altına alma yönünde bayağı ciddi adımlar attı. Ne yaparak? Tehditlerle, vergi tehditleriyle çeşitli tehditlerle, şantajlarla. Bir de tabii özel medya sahiplerinin birçoğunun başka işleri de var, başka yatırımları var, devletle ilişkileri var, hükümetle ilişkileri var tabii, o konularda da elleri zayıf, dolayısıyla hükümetin baskısı burada da etkili oldu ve tamamen hükümet medyası haline gelmiştir bugünkü medya üç beş gazete dışında, bir iki kanal dışında.”

Soru: Levent Kırca’nın karıştığı olayı siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

A.Behramoğlu: “Sapla samanı da bir birine karıştırmamak lazım. Levent Kırca değerli bir sanatçımızdır. Orada eleştirilebilecek bir iki sözü oldu, onu bağlar, sonuç olarak onu bağlar. O onun hesabını verebilecek bir insandır. Ben doğru bulmadım, keşke öyle konuşmasaydı, öyle birden bire bir takım sözler etti, onlar doğru şeyler değil, doğru olmadı. Ama Levent Kırca bunun hesabını verir bunu büyütmenin bir manası yok. Bütün medya bunu ele alır, çünkü bizim büyük olayımızı kötülemek için bunu yapar. Bunu kimler yaptı: bir magazin basını yapıyor, bir dinci basını yapıyor, bir de sekter basın yapıyor.”

Soru: Kemal Kılıçtaroğlu’nun toplantıdan erken çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

A.Behramoğlu: “Adamın işi var ya! Zaten İzmir'den Ankara'ya gidecekken İstanbul'a bizim oraya uğrayıp bir selam vermeye bir 'merhaba' demeye geldi yani. Ne yapacak orada, sanatçı olup sırasını bekleyecek, zaten lütfetti geldi, rica ettik geldi, çok da iyi oldu. Cumhuriyet Halk Partisi gibi büyük bir partinin, bugün AKP’ ye karşı en önemli muhalefet başkanının gelip sanatçılara destek vermesi çok önemli bir şey.”

Soru: Radikal Gazetesi'nin bir köşe yazısında,“Ahmet Kaya şarkısı söylediği için Melike Demirağ resmen yuhalanıyor, öyle ki sahneyi terk etmek zorunda kalıyor”.  Bunlar yazıyordu gerçekten öyle miydi?

A.Behramoğlu:“Hiç öyle bir şey olmadı. Eğer öyle bir şey olsaydı Melike'den daha sonra Bilgesu Eranus Kürtçe şarkı söyledi, onu niye yuhalamadılar? Melike kışkırttı topluluğu. Öyle bir şey olmadı, Melike toplulukla hırlaştı, yani açıkçası öyle oldu. Çıktı slogan atmaya, orada büyük bir kitle var, coşkulu bir kitle var, yani hiç öyle bir şey olmadı. Böyle şey mi olur ya, ahlaksızca bir şey. Böyle yalan olur mu? Yalan dolanla böyle şey olur mu yahu, işleri güçleri çamur atmak. Radikal, bir köşesinde oradan atıyor, Evrensel şuradan atıyor, öteki gazete buradan atıyor ben anlamadım. Böyle ahlaksızlık olur mu! Herkes kendi meşrebine göre, kendi çıkarına göre, gerçeği yansıtıyor. Kim yuhalayacak Ahmet Kaya’yı? Bizim çok seçkin bir şarkıcımız, öyle bir şey olsa en önce ben karşı çıkardım. Benim şiirimi bestelemiş bir insandır Ahmet Kaya. Melike kışkırttı topluluğu provoke etti, sonra da çıktı gitti.”

           
Soru: Sizin ilk gençliğinizde, gençliğinizde ve bu son dönem de gazetecilerin durumunu nasıl görüyorsunuz, olumlu mu, olumsuz mu?

A.Behramoğlu:“Olumsuz, çünkü para gündem belirleyici şey olmuştur.  Para tek belirleyici ölçü olursa her işin esası bozulur. 'Ben para kazanacağım' diyen hekim hastanın ölümüne sebep olur, 'Ben daha çok kar edeceğim' diyen müteahhidin evi yıkılır, 'Ben para kazanacağım' diye roman yazan, şiir yazan kişi sanattan uzaklaşır, işin esasından uzaklaşır. Esas mesele meslek ahlakı, özveri, ciddiyet, çalışkanlık, sorumluluk duygusudur.  Dünyanın pek çok ülkesinde kazanılmayacak paraları kazanıyor bazı gazeteciler bugün Türkiye’ de. Birçok gazeteci de o gazetelerde, televizyonlarda emekli olarak çalışan kişiler de beş kuruşa çalışıyor ve en ağır şekillerde çalışıyor. Böyle bir şey olabilir mi, öyle bir haksızlık olabilir mi? Türkiye’de bu yaşanıyor bugün.

           
Aralık 2012

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.