Follow by Email

14 Aralık 2012 Cuma

MİMARLIK SANAT OLMAKTAN ÇIKARKEN… / Ataol Behramoğlu





     Mimarlık bir sanatsal yaratı olgusu mu, yoksa kullanımsal işlevin önde olduğu teknik bir çalışma alanı mıdır?
      Bu soruya yanıt aramak, insanlığımızın tarihinde “mağara insanı”nın yaşama ortamına kadar geriye gitmemizi gerektirebilir.
      Mağaralar, bu en eski  atalarımızın ilk doğal barınaklarındandı.
      Onların bu barınakların duvarlarına resimler çizdiğini biliyoruz.
      Bu resimler öncelikle işlevseldi.
      Avlanmak istenilen hayvanın simgesel ele geçirilişiydi.
      Giderek “sanatsal” bir anlam kazandılar.
       Bu dönüşüm, insanın çevreyi ve kendisini algılamasında bir üst aşamaya ulaşmasıydı.
      Aynı dönüşümü, tören ve üretim şarkıları için de söyleyebiliriz.
      Şiirsel sözler ve müziksel ezgiler başlangıçta işlevsel değer taşımaktayken, giderek işlevseli aşan sanatsal güzellik, sanatsal haz, sanatsal ölçü kavramlarını oluşturdular.

                  ***                          ***                    ***

    En eski atalarımızın, mağaralardan başlayarak barınma alanlarını oluşturan “konut”ları da önce sadece  işlevsellik bakımından görmekteyken, zaman içinde onlara başka değerler kazandırmaya yöneldiklerini biliyoruz.
       Daha yeni zamanlarda İnka uygarlığıyla karşılaşan Avrupalı kolonyalistin, bu uygarlığın yaratısı olan kentlerin görkemi karşısında gözleri kamaşmıştı.
      Resimle, şiirle, müzikle başlayan sanatsal yaratı, giyim kuşam ve süslenmeyle, koşut olarak da mimariyle bütün insanlık tarihi boyunca süregelmiştir…

                   ***                         ***                   ***
     Bu süregelişin özellikle 20 yüzyılda ve özellikle de mimarlık alanında tökezlemekte oluşu gözlemleniyor.
     Burada bir çelişki var.
      20 yüzyılın gökdelenlerinin başları, önceki yüzyılların gotik ve barok yapıtlarından çok daha yukarılardadır…
     Öyleyse neden bir tökezlemenin, mimarinin sanat olmaktan çıkışının sözü edilmekte?
      Bu bir çelişki değil mi?
      Bence değil.
       Çünkü bu  mimari yapıtlar, sanayi kapitalizminin toplumlara dayattığı insansızlaştırılmış bir yaşam anlayışının tipik yansımalarıdır.
      İnsan ve doğa geri planlara itilmiş, bireyin sadece ve ancak bir sürünün kişiliksiz parçası olduğu yeni bir yaşam anlayışı egemen olmuştur.
      Bu yaşamda, özgün yaratıya yer yoktur.
       Bireysel fantezi, araştırma ve yaratma şansı yok edilmiştir.
       Her şey, bütün insani olgular, kullanım değerine indirgenmiştir.
       Bu sadece mimari için değil, edebiyattan müziğe, resimden tiyatroya, bütün sanat alanları için böyledir.
      İnsan ilişkilerinin kendisi de derinliksizleştirilmiş, yüzeyselleştirilmiş, sığlaştırılmış; sadece çıkara, yarara, kullanım değerine indirgenmiş, bu anlamda da kullanılıp atılmaya yazgılı kılınmıştır….

               ***                          ***                      ***

      İçinde sayısız çoklukta, fakat  hiçbir özgünlük taşımayan kişisel yazgıların yaşanmakta olduğu bu çağdaş oyuklar, belki bir çırpıda yıkılıp atılmak için programlanmış olmayabilir…
      Fakat bunun hiçbir önemi yok.
       Yıkılan ikiz kulelerin yerine daha  da yükseğini yaparsınız, olur biter.
     Fakat aynı şeyi Sinan’ın Selimiye’si, Paris’in  Notre Dame’ı, Kızıl Meydandaki Ermiş Vasili Katedrali ya Haydar Paşa Garı için söylemek olanaksızdır.
      Mimari sanat olmaktan hızla uzaklaşıyor.
      Çünkü yaşamlarımızın kendisi, insan ilişkileri,gittikçe daha sıradan, daha sığ, daha derinliksiz, daha anlamsız, duygudan ve zekâdan  daha yoksun, daha az özgün olmaktadır….
       Doğayı, uzayı  katleden teknoloji, insanı insan yapan tüm değerlerle birlikte onun en özgün yanı olan sanatsal yaratıcılığını da, sadece mimaride değil sanatın bütün alanlarında, kaba ve sığ bir pazar ekonomisinin, yaşa ve tüket anlayışlı sığ bir kullanım değerinin buyrultuları doğrultusunda biçimlendirmekte, daha doğrusu yok etmektedir.




Pazar Söyleşileri/091212
http://behramogluataol.blogspot.com

Yazılı medyada yazarın izni olmadan yayınlanamaz..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.