Follow by Email

23 Kasım 2012 Cuma

NEDEN ÖLECEK MİŞİZ? / Ataol Behramoğlu



    İkinci a harfini  en azından üç dört a kadar uzatarak, vurgulayıp  çatlatarak, sesinin olanca tınısıyla bağırıyor:
    “Öleceksek adaaaam gibi ölelim!...”
    Bağırmanın da tıpkı öfke gibi bir hitabet sanatı olduğunu  sayesinde  öğrenmiş olduğumuz için şaşılacak bir şey yok..
     Fakat yine de bu haykırışta, her zamankinden daha fazla rahatsız edici ve çok daha tehlikeli bir şey var.
    Haykırışın sahibi herhangi biri değil, ülkenin özel yetkili başbakanı.
    Yasalarla tanımlananın çok ötesinde,nereden aldığı belirsiz özel yetkilerini daha da ve sınırsızca çoğaltarak devletin daha da tepesine çıkmak ve  orada  sanki sonsuzca kalmak istiyor.
     Bağırıp çağırmada ölçüyü iyice kaçırmasının nedeni, bu hedefe ulaşmanın pek de kolay olmadığını anlamaya başlaması olabilir mi?

         ***                                    ***              ***
    Onu  ilk kez İstanbul Belediye Binası önünde, görevden alınıp cezaevine gönderilmek üzere olduğu günlerde, orada toplanan bir kalabalığa hitap ederken gördüğümü daha önce yazmıştım...
     Aklımdan geçen düşünce, yine daha önce yazdığım gibi, bu kişinin belediye başkanı filan değil, çok daha başka hedeflere yönelmiş biri olduğuydu.
     Sonradan yaşadıklarımız, topluma yaşattıkları, sezgimin doğruluğunu sayısız kez  kanıtladı...
      Belediye başkanlığından başbakanlığa yükselen kişinin gözü şimdi çok daha yükseklerde.
     Amacına ulaşmak için, ya da ulaşamayacağını anladığında,  gözünü kırpmadan bütün bir toplumu ateşe atabilecek  biri bu...
     Aldığı dinî eğitime uygun bir ses tonuyla ,sesli harflerin üstüne basa basa “adaaaam gibi....”diye bağırmasının başka bir açıklaması olamaz...

           ***                      ***                        ***

   Kendisine kayıtsız şartsız bağlı, ya da henüz öyle görünmeye devam eden bir parti meclisi önünde, dar bir kürsünün arkasında konuşan kişinin dar omuzları üzerinde yükselen başına; öfkeyle kasılmış, gülümsemeyi unutmuş yüzüne  bakıyorum...
    Birleşmiş Milletlere, bugünkü konumunu borçlu olduğu ABD'ye, bütün dünyaya ver yansın ediyor.
     Tıpkı belediye binası önünde toplanmış, kimileri de hiç kuşkusuz oradan geçmekte iken  durup dinleyen meraklı insan kalabalığına hitap eder gibi..
     Oysa bu bir parti meclisi.. .   
     İçlerinden biri çıkıp, ey başbakan, iyi de neden ölelim diye soramıyor...
     Hiç biri belki aklından bile geçiremiyor böyle bir soruyu...
     Bütün bu milletvekili kalabalığı, o tek bir cümlede bütün bir ülkeyi ateşe atmaya hazır ruh durumunu, tehdidi, görmüyor, göremiyor, görmek istemiyor...
      Tersine, sanki sıradan bir halk hatibini alkışlayan sıradan bir sokak kalabalığı gibi, utanç verici, dehşet verici alkışlarla destekliyor bu korkunç
çağrıyı...

                         ***                              ***                          ***
        “Ey Recep Tayyip Erdoğan!...” diye, aklımın, düşüncelerimin olanca gücüyle  bu hatipe sesleniyorum ben de...
        “Kimsin sen? Bütün bir ülkeyi ölüme sürüklemekten  ne hakla söz ediyorsun?  Adaletsiz bir seçim sistemi sonucunda belli bir oy oranıyla  iktidar olmuş, yine öylece  çıkıp gidecek  birisin. Bu bağırıp çağırmalarına  ne Birleşmiş Milletlerin, ne ABD'nin, ne de  hiç bir ciddi ülke, kişi ya da kurumun kulak asmayacağını bilmene rağmen, niye bağırıyorsun, kimi kandırıyorsun,ya da kandıracağını sanıyorsun?...”
         İşinde gücünde, barışçı, mazlum insan topluluklarına;  genç, yaşlı, kadın, erkek, çoluk çocuk yurttaşlarıma bakarken düşünüyorum  bunları...   Çoğu büyük olasılıkla  o bir tek cümlenin kendileri için nasıl ölümcül bir tehdit olduğunun  farkında bile değil ne yazık ki...  “Ey Recep Tayyip Erdoğan!..” diye devam ediyorum... “Bu ülkenin çocukları her gün ölüyor zaten... Adaaaam gibi ölmekten söz eden, her fırsatta  şehit edebiyatı yapan sen , cepheye göndermek şurda dursun, ,doğru dürüst askerlik bile yaptırmadın oğullarına...Bunun hesabını bu topluma verdin mi, verebilir nisin?...”



Ataol Behramoğlu/Cumartesi Yazıları/241112

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.