12 Ağustos 2014 Salı
GENCO ERKAL TİYATROSUNA SALDIRI
Çağdaş Türk Tiyatrosunun en seçkin öncülerinden sevgili arkadaşımız Genco Erkal’ın tiyatrosuna karşı yapılan gece yarısı saldırısını nefretle kınıyoruz. Suçluların yakalanarak cezalandırılmasını beklerken, bu değerli sanat kurumun uğradığı maddi zararın karşılanması için de sanatçılar ve sanat kurumları gerekeni yapmalıdır. Sanat ve insanlık düşmanlığına karşı her zaman birlikte, omuz omuza yürüyüşümüz sürecektir.
SANATÇILAR GİRİŞİMİ
30 Haziran 2014 Pazartesi
Nihat BEHRAM’a verilen ceza Anayasa Mahkemesi’nde
Nihat
Behram, Yurt Gazetesi’ndeki “Ak Terfi dedikleri bu olmalı”
başlıklı yazısı nedeniyle İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nce
hakkında verilen “kesin” nitelikli mahkumiyet kararını
bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahemesi’ne taşıdı. Polis
Müdürü S. Selim Ay için yazıda geçen “işkenceci ve
tecavüzcü” ifadesini “hakaret” sayan mahkemece Behram 3 aya
mahkum edilmiş, bu ceza para cezasına çevrilmişti. Mahkeme
sonunda Av. Başar Yaltı “Yargılanması gereken Behram değil S.
Selim Ay’dır! Anayasa Mahkemesi’ne biresel başvuru hakkımızı
kullanacağız” demişti.
“işkenceci
ve tecavüzcülüğü kanıtlanmış” ifadesinin yazarın görüşü
olduğu ve bu görüşü destekleyecek yeterlilikte olgu bulunduğunu
belirten Behram’ın avukatları AYM’ne başvuruyu “verilen
cezanın temel hak ihlali” olduğu savıyla yaptılar. Başvuruyla
ilgili olarak Av. Abdurrahman Bayramoğlu, “Verilen ceza basın ve
düşünce özgürlüğüne müdahale niteliğindedir; mahkemenin bu
kararıyla yazarın düşüncelerini açıklama ve yayma hakları
ihlal edilmiştir. Yeniden yargılama ve giderim talep ettik” dedi.
Geçtiğimiz
günlerde Behram hakkında bir mahkumiyet kararı da, soL
Gazetesi’ndeki yazısında Melih Gökçek için “yolsuzluk
şampiyonu” ifadesini “hakaret” sayan Ankara 25. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nce verilmişti.
19 Haziran 2014 Perşembe
Cumhurbaşkanlığı konusunda Basın Bildirisi
ÇANKAYA
İÇİN ULUSAL BİRLİK
BASIN BİLDİRİSİ
BASIN BİLDİRİSİ
Cumhurbaşkanlığı Çatı Adayı
19 Haziran 2014
Çankaya İçin Ulusal Birlik Komitesi Taksim-The Hill Hotel’de biraraya gelek bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşulan konuların metnini aşağıda bulabilirsiniz.
10 Ağustos’ta birinci turu yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi Türkiye’nin ilk deneyimidir.Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ilk defa yurttaşların vereceği oyla seçilecektir. Bu nedenle aday seçimi çok önemlidir. Ülkemizdeki ve çevremizdeki olumsuz siyasi gelişmeler ile emperyalist planları da göz önüne aldığımızda, Cumhurbaşkanı adayının seçimi daha da önemli hale gelmektedir.
Büyük Uzlaşı toplantılarında Cumhurbaşkanı adayında aranması gereken nitelikler konusunda toplumun örgütlü geniş kesimlerinin görüşleri alınmış ve katılan kuruluş temsilcileri bu açıdan ortak paydada buluşan açıklamalar yapmışlardır.
"Çankaya İçin Ulusal Birlik Grubu" olarak bizler de,
· Mustafa Kemal'in ÇANKAYA’sında gerçekten demokrat;
· Laik, hukuka, insan haklarına, kadın-erkek eşitliğine inanan;
· Milli ve manevi değerlerimize saygılı;
· Tam bağımsızlıktan ve barıştan yana;
· Bölücülüğe ve gericiliğe asla ödün vermeyecek;
· Bu güzel ülkenin bütününü, ayrımsız kucaklayacak;
· Anayasamızın değiştirilemez hükümlerine ve ettiği yemine sadık kalacak;
bir Cumhurbaşkanı görmek istediğimizi Büyük Uzlaşı toplantısında dile getirmiş ve verdiğimiz ilanlarla tüm siyasi partilere, demokratik kitle örgütlerine ve kamuoyumuza duyurmuştuk.
"Çatı adayı", Cumhuriyetimizin temel ilkelerine bağlı geniş kesimlerin ve demokratik kitle örgütlerinin görüşü alınmadan açıklanmış bu nedenle de -yerli, yabancı bazı kurum ve çevreleri memnun etse de- ulusal çıkarları önde tutan, tam bağımsızlık ve laiklikten ödün vermeyecek olan kurumlarımızın yani bizlerin beklentilerini karşılamamıştır.
Cumhurbaşkanlığı için yukarıdaki -olmazsa olmaz- niteliklere sahip yeni bir adayın bir an önce belirlenmesi konusunun dikkate alınmasını istiyoruz, bekliyoruz.
BİLDİRİ OKUNDUKTAN SONRA SÖZ ALAN KATILIMCILAR İSE ŞU GÖRÜŞLERİ BİLDİRDİLER:
NAZAN MOROĞLU (İKKB KOORDİNATÖRÜ):
Kritik bir dönemden giçiyoruz ve Sivil Toplum Kuruluşları olarak tek tek hareket etmek yerine Çatı Aday için Çatı Örgüt oluşturduk: Çankaya için Ulusal Birlik.
NECLA ARAT (İKKB KOOERDİNATÖRÜ):
Kaygan bir zeminde olamak istemiyoruz. Temellere ve kurallara bağlı bir aday istiyoruz. Bu aday hazırlığı yapıldığı süreçte ismi hiç geçmeyenve halkın tanımadığı bir aday. Tam anlamıyla görücü usülü bir Cumhurbaşkanı seçimine zorlanıyoruz. İlkelere bağlıaday talebimiz olduğu için adayın geri çekilmesi doğrultusunda olan isteğimizi tekrarlıyoruz.
BEDRİ BAYKAM (UPSD BAŞKANI- SANATÇILAR GİRİŞİMİ SÖZCÜSÜ):
Kendisinin oy vermesini istediği kitle ile doku uyuşmazlığı varbu haketmediğimiz bir sonuç. Yapılan tüm dialoglar ve ortak aday kararı yerinde bir gelişim. Biz sağ adaya açıktık ama çizgi aşıldı. Laik sağ geçmişi ve güvenilir olan bir aday yerine İslami referansı olan ve kimsenin tanımadığı bir aday çıktı. CHP herkesle temas etti. Sivil Toplum Kuruluşları, sendikalar, partiler, sanatçılar... Bu kadar yapılan görüşmeden orataya çıkan aday bu mu? Siyasi tecrübesi yok hatta siyaset yapmak istemediğini kendisi ifade etmiş. Bu aday Erdoğan'ın karşısına çıktığı zaman onunla baş edebilecek mi? Sayın İhsanoğlu, tam tersine AKP'nin bizlerden de oy alabilmek için öne sürdüğü bir aday gibi. Bu düşüncelerin hepsine Sanatçılar Girişimi de katılıyor. Orhan Aydın, Gülsen Tuncer, Edip Akbayram, Tarık Akan, Müjdat Gezen, Orhan Kurtuldu ve daha sayısız sanatçımız.
Bugun görüyoruz ki seçmen potansiyelemizin 2/3 adaya karşı çıkıyor. Bizim AKP seçmenini ikna etmeye çalışmamız gerekirken, kendi seçmenlerimizin tepkisiyle karşı karşıyayız. Tüm tepkilerin değerlendirilip hatadan geri dönülmesi gerekiyor.
İLHAN GÜLEK (USTKB SÖZCÜSÜ):
Barış, lailk yüzümüzün kabul edemeyeceği bir aday. Bundan çıkar sağlayacak kesimler memnun gayet memnun. Göz boyamak için yapılan görüşmelerin işe yaramadığını ve bunlara kanmadığımızı bilmelerini istiyoruz. Koltuğa yakışacak bir aday talep ediyoruz.
ÖNAY ALPAGO (ESKİ BAKAN):
Tüm kimliklerimin yanı sıra CHPliyim ama bu adayı benimsemiyorum. Çünkü bu Parti genelinde de benimsenmiyor. Burada sadece Cumhurbaşkanı seçilmiyor. Genleceğimizi şekillendirmeye çalışıyoruz. Sayın İhsanoğlu'nun üm yaşamı ve geçmişi kendi tercihleri doğrultusunda şekillenmiş, bu gayet normal. Ama kendisinin tercihleri, bizim tercihlerimiz olamaz. AKP ile aynı kimlikte bir aday çıkaracağız yarışına girmememiz gerekiyordu. Bu kabul etmek fıtratımızda yok.
ŞULE PERİNÇEK (AYDINLIK GAZETESİ):
Basın olarak görevimizi rahatlıkla yapmak istiyoruz. Bu durum biz kadınlar için de büyük tehlike. Çocuklarımız, torunlarımız için başı dik ve özgür bir Türkiye istiyoruz. Bizim tanımlarımıza uygun bir Cumhurbaşkanı olursa ancak rahat uyuruz.
TÜM ÖĞRETİM ÜYELERİ DERNEĞİ:
Sorum şu: Cumhurbaşkanılığı için mülkiye, tıbbiye, harbiyenin kökü mü kurudu da El-Ezher ve Exeter Üniversiteleri mezunu tercihimiz oluyor.
ELİF İLHAMOĞLU (TGB BAŞKAN YARDIMCISI)
CHp yerel seçimlerde yaptı hatanın aynısını tekrarlamaktadır. AKP dublörü niteliğinde adayları seçerek başarısızlığa gitmektedir. Türk ulusu kendi bağrındn aday çıkaracak güçtedir.
ÇANKAYA İÇİN ULUSAL BİRLİK GRUBU
İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği, Kadın Araştırmaları Derneği, ADD – Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Eğitim Vakfı, İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, Üniversiteliler Kültür ve Eğitim Vakfı, İP İstanbul Öncü Kadın, Türk Kadınlar Birliği( İstanbul-Beşiktaş-Bakırköy-Şişli-Kadıköy-Pendik Şubeleri), Çağdaş Anneler Derneği, CKD - Cumhuriyet Kadınları Derneği (Kadıköy, Maltepe, Fatih, Şişli Şubeleri), Şahkulu Sultan Vakfı, Çocuk Gelinlere Son Grubu, Milli Merkez, CUMOK, 68'liler Birliği Vakfı, Marmara Emlak Müşavirleri Derneği, Eğitim İş 3 ve 4 Nolu Şube, TÜMÖD İstanbul, TOBAV, Türkiye Gençlik Birliği, Türkiye Liseliler Birliği, Ulusal Kanal, Aydınlık Gazetesi, Onuncu Köy Derneği, Yurttaşlık Hareketi Derneği, Uluslararası Plastik Sanatları Derneği, Konut İş Sendikası, Şişli Sanat, Taşeron İşçileri Derneği, Talatpaşa Komitesi, Türkiye Sanatçılar Birliği Düzenleme Kurulu, Troya Folklor Araştırmaları Derneği, Bakırköylü Sanatçılar Derneği (BASAD).
2 Haziran 2014 Pazartesi
MÜSVEDDE KİM?
Tayyip Erdoğan’ın
sanata az çok bulaşmışlığı var.
Belli ki şiir seviyor.
Gençliğinde hatta
kendisinin yazıp yönettiği bir tiyatro eserinde de oynamış,..
Yeteneklerini bu
yönlerde geliştirmeye çalışsa ülkeye belki daha az zararı
dokunurdu.
Fakat kader onu
siyasete sürüklemiş.
Gerçi sanata
ilgisini büsbütün yitirmediği görülüyor.
Konuşmalarında arada
bir şiir bilgisini ve zevkini sergilediğini görüyoruz.
Tiyatroya ve sinemaya
ilgisini de geçenlerde yaptığı bir konuşmada “artist burada”
diyerek kendini işaret etmesiyle ortaya koydu.
Bir heykeli “ucube”
diye nitelemesi bu alanda da iddialı olduğunu göstermişti…
Fakat kendisine
karşı olan sanatçılara “müsvedde” demesini nasıl
açıklayacağız?
Amacı sanatsal bir
değerlendirme mi, yoksa hakaret mi?
Sanatsal
değerlendirmeyse bunu hangi ölçülere göre, hangi yetkiyle
yapıyor?
Hakaretse, acaba
karşısındakilerin görüşlerini eleştirmek yerine sanatçı
kişiliklerine neden saldırıyor?
Sanat ve sanatçı
konusunda bir yetinmezlik, bir kıskançlık duygusu mu var?
Merak duyduğu sanat
alanlarında ilerlemeyip bir sanatçı müsveddesi olarak kalışının
acısını mı çıkarmak istiyor?
Eğer öyleyse,
rahat olsun, siyasette bugünkü konumunu kaybettikten sonra tıpkı
Kenan Evren gibi sanata soyunarak istediği sanat alanında ürün
vermeyi deneyebilir.
Hatta bu işten
iyi para da kazanabilir.
Örneğin amatör
bir ressam olan Hitler’in tablolarının çok iyi para ettiğini
biliyoruz.
Irak celladı
Bush da yine bir süre önce böyle bir deneme yaparak para kazandı…
Tayyip
Erdoğan’ın nesi eksik!
Şimdi ya da
düştükten sonra çıkaracağı bir şiir kitabının milyonlarca
satacağından kuşku yok…
Biz “sanatçı
müsveddeleri”nce başbakana ilişkin olarak asıl sorun, onun şu
andaki konumunda müsvedde olup olmamasıdır…
Çünkü pek
fazla vakti kalmadı.
En doğru
kararı verecek olan tarih, kendisinden bir diktatör taslağı,
başbakan müsveddesi diye söz edecek olursa, böyle bir hükmü
değiştirmeye hiçbir diktatörün gücü yetmez…
SANATÇILAR GİRİŞİMİ
24 Mayıs 2014 Cumartesi
Nihat Behram hakkında açılan davanın ‘karar’ duruşması 27 Mayıs Salı günü saat 11 de..
Sedat Selim Ay’a ‘işkenceci’ dediği için Nihat Behram hakkında açılan davanın ‘karar’ duruşması
İstanbul Terörle Mücadeleden Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Sedat Selim Ay hakkında, Yurt Gazetesi’ndeki köşe yazısında “İşkenceci ve tecavüzcü” dediği için Nihat Behram hakkında açılan ve 3 yıla kadar mahkumiyet istenen davanın karar duruşması 27 Mayıs Salı günü, İstanbul Adliyesi 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
İşkence yöntemiyle sorgulama konusunda hakkında birçok iddia olan Sedat Selim Ay, daha önce işkence ve tecavüz suçlamalarıyla yargılanmış ve yargılandığı mahkemede 14 ay mahkumiyet 3 ay meslekten men cezası almıştı. Bu kararı Yargıtay “verilen cezayı az bularak” bozmuş ve tekrar yargılanması için mahkemeye geri yollamıştı. Bu süreçte ise dava “zaman aşımına” uğrayarak düşmüştü. “İşkenceci, tecavüzcü” iddiasıyla hakkında açılan davanın Yargıtay aşamasında “zaman aşımına uğrayıp” düşmesi sonrasında mağdurların avukatları davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AHİM)taşımıştı. AHİM, “işkencenin bir insanlık suçu olduğu, işkence davalarının zaman aşımına uğratılamayacağı” gibi gerekçelerle Türkiye’yi, “İnsan hakları sözleşmesinin işkenceye ilişkin 3. maddesine uymamaktan” mahkum etmişti.
Sedat Selim Ay’ın TEM Emniyet Müdür Yardımcılığına terfi ettirilmesini Yurt Gazetesi’ndeki “AK Terfi dedikleri bu olmalı” başlıklı köşe yazısında “işkenceci ve tecavüzcü S. Selim Ay terfi ettirildi” diye eleştiten Behram hakkında 3 seneye kadar mahkumiyet istemiyle “hakaret davası” açılmıştı. İlk duruşmada Behram, “AHİM’de ülkemizin işkenceci diye mahkum edilmesine neden olmuş birine işkenceci dediğim için yargılanıyor oluşumu kabullenemiyorum. İnsanlık ta kabullenmeyecektir. İşkence yaptığına inandığım birine işkenceci demem hakaret değildir, suç değildir, gerçeğin dillendirilmesidir” diye savunma yapmış, Behram’ın avukatı Başar Yaltı ise “Asıl yargılanması gereken Behram değil Sedat Selim Ay’dır” demişti.
İstanbul Adliyesi 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 27 Mayıs Salı günü saat 11 deki duruşmasında mahkemenin karar vermesi bekleniyor.
20 Mayıs 2014 Salı
19 Mayıs 2014 Pazartesi
TÜSAK ÇAĞRI METNİ
DİKKAT!
Sanatçılar İnisiyatifi'nin TÜSAK ile ilgili yaptığı çağrı 28 Mayıs saat 14:00'e (Ses Tiyatrosu) ERTELENMİŞTİR.
Yeni bir istibdadın eşiğindeyiz…
İktidar sahipleri, hiçbir hak ve hukuk kuralı tanımadan, cumhuriyetin dişle tırnakla yarattığı maddi ve manevi tüm değerlere, toplumsal, siyasal, doğal ve çevresel tüm yaşam alanlarına fütursuzca saldırmaktalar. Türkiye’nin bağımsızlığı ve bütünlüğünden, laik toplum ve demokratik cumhuriyetten yana olan asker, sivil, aydın, sanatçı, işçi, memur, futbol takımı taraftarı, internet kullanıcısı, hatta neredeyse okur-yazar kim varsa izlenme, kovuşturulma, sahte delillere dayandırılarak tutuklanma, yıllarca hapis yatma tehdidi altındadır. İktidarın on iki yılda yarattığı korku, bir virüs, bir kanser tümörü gibi ülkemizin her yanına, tüm dokularına yayılmıştır. Ordu, meclis, yargı, üniversiteler, eğitim ve öğretim başta olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşları, Cumhuriyetin tüm kaleleri tek tek düşürülmekte, bir yandan da, yaratılan bu baskı, korku ve yıldırma ortamından yararlanılarak ülkenin maddi ve manevi tüm varlıkları; limanlar, tersaneler, kamuya ait fabrikalar, en verimli araziler, “zengin toprakların fakir bekçisi” olmama yalanıyla yer altı ve yer üstü zenginliklerimiz, akarsular, kıyılar, ormanlar, tabiat parkları, güneşi, havası ve rüzgârı, “kentsel dönüşüm” adı altında sakinlerinin ellerinden alınan şehirlerin en seçkin semtleri, en gözde arsalar, kütüphaneler ve hatta tarihi yapılar emperyalistlere, Arap şeyhlerine, eşe-dosta, yandaş sermayeye peşkeş çekilmektedir.
Bütün bunlar yetmedi, gözlerini şimdi de sanata, cumhuriyetin dişle tırnakla yarattığı sanat kurumlarına senfoni orkestraları, tiyatro, opera ve baleye diktiler.
Daha iktidara geldikleri ilk günden kâh sanatın içine tükürerek, kâh mizaha ceza yağdırarak, kâh ucube ilan ettikleri anıtları yıkarak, kâh resim sergilerini dağıttırarak başlattıkları bu saldırılara şimdi bir yenisini daha eklediler. Cumhuriyet’in 90 yıllık sanat birikimine, “Türkiye Sanat Kurumu” adını verdikleri TÜSAK Yasası’yla son darbeyi indirmek istiyorlar.
TÜSAK, sanata ve sanatçıya kurulmuş büyük bir tuzaktır! Bu tuzakla, eğer başarırlarsa, daha 1924’de çıkarttığı Müzik ve Sahne Sanatları Kanunu ile sanatın kurumsallaşmasını başarmış genç Cumhuriyet'in yoktan var ettiği sanat kurumlarımızın kimlikleri yok edilecek, özel kanunla koruma altına alınan özerk kurumsal yapıları ortadan kaldırılarak siyasi iradenin emir ve güdümüne sokulacaktır.
TÜSAK taslağı yasalaşırsa; başta Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü ve ona bağlı, kuruluşu 1826 yılına dayanan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile birlikte 6 devlet senfoni orkestrası kapatılacaktır.
Devlet Çok Sesli Korosu, Devlet Halk Dansları Topluluğu, tüm Devlet Halk Müziği ve Klasik Türk Müziği koro ve toplulukları, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ile bunlara bağlı 55 sanat kurumunun sanatın aydınlığını Anadolu'ya yayan ışığı karartılacaktır.
TÜSAK taslağı yasalaşırsa; çok kısa bir süre içerisinde devlet konservatuvarları ile sanat eğitimi veren tüm okullar, üniversitelerdeki ilgili bölümler de kapanacaktır.
TÜSAK, binlerce sanatçının işsiz kalması bir yana, 90 yıllık sanat birikiminin bir anda yok edilerek ülkemizin ortaçağ karanlığına çekilmesi, çölleştirilmesi demek. Bu tasarıyla, yasalaştığı takdirde, idari ve mali özgürlüğünü yitiren sanat kurumları özel şirketlere peşkeş çekilerek tümüyle metalaştırılacaktır.
Bu durum özel sanat kurumlarına da yansıyacak. Sanatçılar devlet güvencesinden mahrum bırakılacak, taşeron sisteminden daha kötü koşullar altında yaşayacak, ihtiyaç olduğunda işe çağırılacak, ihtiyaç olmadığında açlığa mahkûm edilecektir. Öte yandan, uluslararasında etkili bir rekabet gücüne sahip olan sanat ve sanatçımız kısa sürede bu özelliğini kaybedecektir.
TÜSAK’la, sanatçılar yaratma özgürlüğünü de yitirecektir. Siyasi iradenin görüşleri doğrultusunda hareket etmeyen sanatçı her türlü olanaktan mahrum bırakılarak adeta cezalandırılacak, mesleğini yapamaz, sanatını icra edemez duruma getirilecektir.
TÜSAK, yandaş sanatçı modeli demektir. TÜSAK, sanatçılarımız için ya yandaş olacaksın, ya da yok olacaksın yasasıdır.
Bizler TÜSAK Yasası’nın bir TUZAK olduğunu görüyor, bu tuzağa gelmeyeceğimizi ilan ediyoruz. Türkiye'nin sanatla ilgili tüm kararlarını iktidar tarafından görevlendirilen 11 yandaşın yetki ve sorumluluğuna bırakan bir anlayışı REDDEDİYORUZ.
Sanatı, sanat kurumlarımızı ve sanatçımızı yok etmeyi amaçlayan padişah fermanlarını tarihin çöplüğüne atacağız. Heykelleri parçalayan, sanat eserlerinin içine tüküren, sergileri dağıtan, yazarını, oyuncusunu hapse atan, kültür merkezlerimizi yıkıma terk eden, en son “TÜSAK Yasası” ile sanatçıların ellerindeki enstrümanlara, sanat kurumlarına ait tüm mal varlıklarına el koymayı, devlet güvencesini ortadan kaldırıp sanatçıyı sokağa atmayı planlayan ortaçağ zihniyetine DUR diyeceğiz.
Ey sanat yıkıcıları, 90 Yıllık sanat geçmişimizi 12 yıllık iktidarınıza çiğnetmeyeceğiz.
Ey sanatın aydınlatan ışığından korkanlar, 90 yılın sanat birikimini yıkmaya sizin gücünüz yetmediği gibi hiçbir iktidarın gücü de yetmez ve yetmeyecektir.
Kararlıyız!
Sanatı, sanat kurumlarımızı ve sanatçılarımızı kurda kuşa yem ettirmeyeceğiz.
Kararlıyız!
Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk'ün 1924’te ve 1934’te yaptığı gibi 2014 yılında da bizler, düzenleyeceğimiz Sanatçıların Birlik Kurultayı ile Cumhuriyet’in tüm kazanımlarına sahip çıkacak, sanatın aydınlığını gelecek yüzyıllara taşıyacağız! Bu, bizi yetiştiren ülkenin omuzlarımıza yüklediği bir sorumluluk, bir görev, bir seferberlik çağrısıdır. Türkiye’nin sanat ve sanatçı birikimi bu çağrının gereğini yerine getirme, bu görevi başarma gücüne sahiptir.
Bu kararlılıkla, biz aşağıda adları ve imzaları bulunanlar, tüm sanatçılarımızı iktidarın kurduğu, sanata, sanat kurumlarımıza ve sanatçılarımıza top yekun bir saldırı olan TÜSAK tuzağını bozmaya, ticarileştirme başta olmak üzere sanatı ve sanatçıyı tehdit eden tüm uygulamalarına, sanata ve sanatçıya müdahale ve sansürüne karşı “1924’ten 2014’e Sanatçıların Birlik Kurultayı”nda buluşmaya, sanatı ve hayatı savunmaya çağırıyoruz.
YAŞASIN SANAT!
YAŞASIN TÜRKİYE’NİN SANAT VE SANATÇI BİRİKİMİ!
Sanatçılar İnisiyatifi'nin TÜSAK ile ilgili yaptığı çağrı 28 Mayıs saat 14:00'e (Ses Tiyatrosu) ERTELENMİŞTİR.
Bilgilerinize sunulur.
Yeni bir istibdadın eşiğindeyiz…
İktidar sahipleri, hiçbir hak ve hukuk kuralı tanımadan, cumhuriyetin dişle tırnakla yarattığı maddi ve manevi tüm değerlere, toplumsal, siyasal, doğal ve çevresel tüm yaşam alanlarına fütursuzca saldırmaktalar. Türkiye’nin bağımsızlığı ve bütünlüğünden, laik toplum ve demokratik cumhuriyetten yana olan asker, sivil, aydın, sanatçı, işçi, memur, futbol takımı taraftarı, internet kullanıcısı, hatta neredeyse okur-yazar kim varsa izlenme, kovuşturulma, sahte delillere dayandırılarak tutuklanma, yıllarca hapis yatma tehdidi altındadır. İktidarın on iki yılda yarattığı korku, bir virüs, bir kanser tümörü gibi ülkemizin her yanına, tüm dokularına yayılmıştır. Ordu, meclis, yargı, üniversiteler, eğitim ve öğretim başta olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşları, Cumhuriyetin tüm kaleleri tek tek düşürülmekte, bir yandan da, yaratılan bu baskı, korku ve yıldırma ortamından yararlanılarak ülkenin maddi ve manevi tüm varlıkları; limanlar, tersaneler, kamuya ait fabrikalar, en verimli araziler, “zengin toprakların fakir bekçisi” olmama yalanıyla yer altı ve yer üstü zenginliklerimiz, akarsular, kıyılar, ormanlar, tabiat parkları, güneşi, havası ve rüzgârı, “kentsel dönüşüm” adı altında sakinlerinin ellerinden alınan şehirlerin en seçkin semtleri, en gözde arsalar, kütüphaneler ve hatta tarihi yapılar emperyalistlere, Arap şeyhlerine, eşe-dosta, yandaş sermayeye peşkeş çekilmektedir.
Bütün bunlar yetmedi, gözlerini şimdi de sanata, cumhuriyetin dişle tırnakla yarattığı sanat kurumlarına senfoni orkestraları, tiyatro, opera ve baleye diktiler.
Daha iktidara geldikleri ilk günden kâh sanatın içine tükürerek, kâh mizaha ceza yağdırarak, kâh ucube ilan ettikleri anıtları yıkarak, kâh resim sergilerini dağıttırarak başlattıkları bu saldırılara şimdi bir yenisini daha eklediler. Cumhuriyet’in 90 yıllık sanat birikimine, “Türkiye Sanat Kurumu” adını verdikleri TÜSAK Yasası’yla son darbeyi indirmek istiyorlar.
TÜSAK, sanata ve sanatçıya kurulmuş büyük bir tuzaktır! Bu tuzakla, eğer başarırlarsa, daha 1924’de çıkarttığı Müzik ve Sahne Sanatları Kanunu ile sanatın kurumsallaşmasını başarmış genç Cumhuriyet'in yoktan var ettiği sanat kurumlarımızın kimlikleri yok edilecek, özel kanunla koruma altına alınan özerk kurumsal yapıları ortadan kaldırılarak siyasi iradenin emir ve güdümüne sokulacaktır.
TÜSAK taslağı yasalaşırsa; başta Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü ve ona bağlı, kuruluşu 1826 yılına dayanan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile birlikte 6 devlet senfoni orkestrası kapatılacaktır.
Devlet Çok Sesli Korosu, Devlet Halk Dansları Topluluğu, tüm Devlet Halk Müziği ve Klasik Türk Müziği koro ve toplulukları, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ile bunlara bağlı 55 sanat kurumunun sanatın aydınlığını Anadolu'ya yayan ışığı karartılacaktır.
TÜSAK taslağı yasalaşırsa; çok kısa bir süre içerisinde devlet konservatuvarları ile sanat eğitimi veren tüm okullar, üniversitelerdeki ilgili bölümler de kapanacaktır.
TÜSAK, binlerce sanatçının işsiz kalması bir yana, 90 yıllık sanat birikiminin bir anda yok edilerek ülkemizin ortaçağ karanlığına çekilmesi, çölleştirilmesi demek. Bu tasarıyla, yasalaştığı takdirde, idari ve mali özgürlüğünü yitiren sanat kurumları özel şirketlere peşkeş çekilerek tümüyle metalaştırılacaktır.
Bu durum özel sanat kurumlarına da yansıyacak. Sanatçılar devlet güvencesinden mahrum bırakılacak, taşeron sisteminden daha kötü koşullar altında yaşayacak, ihtiyaç olduğunda işe çağırılacak, ihtiyaç olmadığında açlığa mahkûm edilecektir. Öte yandan, uluslararasında etkili bir rekabet gücüne sahip olan sanat ve sanatçımız kısa sürede bu özelliğini kaybedecektir.
TÜSAK’la, sanatçılar yaratma özgürlüğünü de yitirecektir. Siyasi iradenin görüşleri doğrultusunda hareket etmeyen sanatçı her türlü olanaktan mahrum bırakılarak adeta cezalandırılacak, mesleğini yapamaz, sanatını icra edemez duruma getirilecektir.
TÜSAK, yandaş sanatçı modeli demektir. TÜSAK, sanatçılarımız için ya yandaş olacaksın, ya da yok olacaksın yasasıdır.
Bizler TÜSAK Yasası’nın bir TUZAK olduğunu görüyor, bu tuzağa gelmeyeceğimizi ilan ediyoruz. Türkiye'nin sanatla ilgili tüm kararlarını iktidar tarafından görevlendirilen 11 yandaşın yetki ve sorumluluğuna bırakan bir anlayışı REDDEDİYORUZ.
Sanatı, sanat kurumlarımızı ve sanatçımızı yok etmeyi amaçlayan padişah fermanlarını tarihin çöplüğüne atacağız. Heykelleri parçalayan, sanat eserlerinin içine tüküren, sergileri dağıtan, yazarını, oyuncusunu hapse atan, kültür merkezlerimizi yıkıma terk eden, en son “TÜSAK Yasası” ile sanatçıların ellerindeki enstrümanlara, sanat kurumlarına ait tüm mal varlıklarına el koymayı, devlet güvencesini ortadan kaldırıp sanatçıyı sokağa atmayı planlayan ortaçağ zihniyetine DUR diyeceğiz.
Ey sanat yıkıcıları, 90 Yıllık sanat geçmişimizi 12 yıllık iktidarınıza çiğnetmeyeceğiz.
Ey sanatın aydınlatan ışığından korkanlar, 90 yılın sanat birikimini yıkmaya sizin gücünüz yetmediği gibi hiçbir iktidarın gücü de yetmez ve yetmeyecektir.
Kararlıyız!
Sanatı, sanat kurumlarımızı ve sanatçılarımızı kurda kuşa yem ettirmeyeceğiz.
Kararlıyız!
Tıpkı Mustafa Kemal Atatürk'ün 1924’te ve 1934’te yaptığı gibi 2014 yılında da bizler, düzenleyeceğimiz Sanatçıların Birlik Kurultayı ile Cumhuriyet’in tüm kazanımlarına sahip çıkacak, sanatın aydınlığını gelecek yüzyıllara taşıyacağız! Bu, bizi yetiştiren ülkenin omuzlarımıza yüklediği bir sorumluluk, bir görev, bir seferberlik çağrısıdır. Türkiye’nin sanat ve sanatçı birikimi bu çağrının gereğini yerine getirme, bu görevi başarma gücüne sahiptir.
Bu kararlılıkla, biz aşağıda adları ve imzaları bulunanlar, tüm sanatçılarımızı iktidarın kurduğu, sanata, sanat kurumlarımıza ve sanatçılarımıza top yekun bir saldırı olan TÜSAK tuzağını bozmaya, ticarileştirme başta olmak üzere sanatı ve sanatçıyı tehdit eden tüm uygulamalarına, sanata ve sanatçıya müdahale ve sansürüne karşı “1924’ten 2014’e Sanatçıların Birlik Kurultayı”nda buluşmaya, sanatı ve hayatı savunmaya çağırıyoruz.
YAŞASIN SANAT!
YAŞASIN TÜRKİYE’NİN SANAT VE SANATÇI BİRİKİMİ!
Abdülkadir Günyaz
Adnan Biricik
Altuğ Dilmaç
Ataol Behramoğlu
Atilla Dorsay
Ara Güler
Ayla Algan
Ayşe Emel Mesci
Ayşe Kulin
Bedri Baykam
Bubi
Cem İdiz
Devrim Erbil
Duman
Edip Akbayram
Ekrem Ataer
Ekrem Kahraman
Elif İdiz
Erkan Can
Ertuğrul Ateş
Ferhan Şensoy
Fikret Otyam
Filiz Ali
Füsun Demirel
Genco Erkal
Gülriz Sururi
Gülseren Südor
Gülsin Onay
Güvenç Dağüstün
Hayati Asılyazıcı
Hıfzı Topuz
Hidayet Karakuş
Hüsamettin Koçan
Hüseyin Haydar
Işık Yenersu
İbrahim Balaban
İdil Biret
İlhan İrem
İlyas Salman
İnci Aral
İnci Özdil
İsa Çelik
İsa Çelik
Kaya Özsezgin
Kemal Kocatürk
Kerim Soysal
Kıraç
Kubat
Levent Kırca
Levent Üzümcü
Leyla Şahin
Mecit Ünal
Mehmet Aksoy
Mehmet Ali Kaptanlar
Meriç Sümen
Mesut İktu
Mine Tüfekçioğlu
Muammer Sun
Muazzez İlmiye Çığ
Muharrem Pire
Murat Cem Orhan
Mustafa Bilgin
Mustafa Köz
Muzaffer Akyol
Müjdat Gezen
Nejat Yavaşoğulları
Nışan Şirinyan
Nurseli İdiz
Okday Korunan
Oktay Akbal
Orhan Aydın
Orhan Kurtuldu
Osman Şahin
Özdemir Altan
Özdemir Nutku
Payidar Tüfekçioğlu
Sali Turan
Sarper Özsan
Seden Kızıltunç
Selçuk Yöntem
Selva Erdener
Serkan Koç
Seyyit Nezir
Sıdıka Özdil
Sumru Yavrucuk
Suna Kan
Sunay Akın
Suzan Aksoy
Tamer Levent
Tarık Akan
Tarık Günersel
Timur Selçuk
Tuna Kiremitçi
Tunç Günbay
Turgay Erdener
Tülin Onat
Volkan Konak
Vural Yıldırım
Yavuz Özkan
Yıldız Kenter
Yusuf Sezgin
Yücel Erten
Zafer Bilgin
Zafer Ergin
Zeliha Berksoy
Zihni Göktay
Zuhal Tekkanat
Zülfü Livaneli
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)