16 Mart 2015 Pazartesi

Bugün (16 Mart 2015) MHP Saldırısı Hakkında Piramid Sanat'ta Yapılan Basın Toplantısı

MHP BEYOĞLU TEŞKİLATININ SANATA YAPTIĞI SALDIRI VE HEDEF GÖSTERMEYE KARŞI BASIN TOPLANTISI /BİLDİRİ
16 Mart 2015 Pazartesi/Piramid Sanat

14 Mart 2015, Cumartesi günü, Türkiye'de sanatın maalesef sürekli uğradığı saldırılardan bir yenisi gerçekleşti. Bu ne ilk, ne de son. Bu sefer eylemin altına imza koyanlar, Parlamento'da, hem de muhalefet partisi olarak grubu olan bir partiye mensuplardı! Piramid Sanat’ın önünde gösteri yapmak isteyen MHP Beyoğlu İlçe Başkanı ve teşkilatını, polisler durdurdu ve ancak Feridiye Caddesi’nin başında basın açıklaması yapmalarına izin verdi.
Piramid Sanat’ı, özgür-çağdaş sanat eserlerini aşağılayan ve hedef gösteren bir basın bültenini ve pankartlardan taşıdıkları sloganları kamuoyuna o noktadan yayan MHP'liler, hazırladıkları metinlerde akıl almaz bir şekilde gerçek kimliklerini açığa çıkarmışlardır.

MHP basın bülteninde yer alan bazı paragraflar:
Bugün burada Müslüman Türk Milleti huzurunda ÇIRILÇIPLAK isimli bir sergi de sanat adı altında çıplak fotoğrafların sergilenmesini protesto etmek için toplandık.
Seks, ticaret, sanat üçlüsü insan mahremiyetini bütün ayrıntıları ile teşhir etmiş pornografi, “sureti sanata” bürünerek kültürel bir etkinlik haline dönüştürülmüştür.
Bu pornografinin; iktidar olma sürecinde ve iktidarda kalış sürecinde dini suistimal etmekten çekinmeyen ama Beyoğlu’nda ‘EŞCİNSEL FİLM FESTİVALİ’ düzenlenmesine müsaade eden AKP’li bir belediyenin sınırları içinde olması anlamlıdır. Dindar nesiller yetiştirmek isterken ZİNAyı serbest bırakanların bu pornografiden rahatsız olmalarını beklemiyoruz.
Ama bizler; Türk Milliyetçileri, Türk-İslam Ülkücüleri Türk Milletinin ahlaki değerleri ile ters düşen ve sanat adı altında perdelenmek istenen bu çirkin sergiyi kabul edemeyiz. Türkiye’de yaşanan yozlaşmaya dikkat çekerken Türk toplumunun içinde bulunduğu siyasi, sosyal ve ahlaki çöküntüye sessiz kalamayız.
Ruhunu ve mücadele azmini Türk İslam inanç ve kültüründen alan biz ÜLKÜCÜLER ülkemizde böylesi bir serginin açılmış olmasını milletimiz adına reddediyor bu çirkinliğe göz yumanları milletin yüksek vicdanına havale ediyoruz.
Yozlaşmanın ve çöküntünün 7 Haziran’da sona ereceğini müjdelerken milletimizi bu ahlaki çöküntüye son vermek için, Türk - İslam Kültürü’nün son kalesi olan MHP’ye destek vermeye çağırıyoruz.”

Bu da pankartlara yazılan MHP protesto (!) sloganları:
-Sizin sanatınız yerin dibine batsın
-Beyoğlu’nu çırılçıplak andırmayacağız.
-Çırılçıplak beden, çırılçıplak beyin
-Çırılçıplak sergi, bomboş sanat. Beyoğlu’nda sizi istemiyoruz.
-Beyoğlu Beyoğlu olalı böyle kepazelik görmedi
-Saygınlığıyla anılan Beyoğlu’nda kepazeliğe son verelim

Bu metinlerden de rahatça anlayacağımız gibi, yaratılan sözde "yeni", özde Ortaçağ’dan kalma Türkiye ikliminde, artık siyasi partiler, birbirleriyle gericilik yarışı içine girerek, en tutucu, en sansürcü ve baskıcı Partinin hangisi olduğunu seçmenlere anlatmaya çalışıyorlar!

--Cumartesi günü öğleden sonra henüz protesto yaşanmamışken telefonda MHP-MYK üyesi  Özcan Pehlivanoğlu’na bize ulaşan “MHP protestosu geliyor” ihbarını ilettim. Kendisi bunun mümkün olamayacağını, olsa olsa MHP adının kullanılabiliyor olacağını söyledi. Daha sonra biz konuyu teyit ettikten sonra gösteriyi durdurmaya çalıştıklarını ve aradığı Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetin’in de konudan haberdar olmadığını ve şaşkınlığını aktardı.
--MHP’yi yönetenlere soruyoruz: Dün yaşanan olay hakkında Genel Merkez’in somut yorumu nedir? MHP Genel Merkezi, bu sanat düşmanı sansürcü ve yobaz eylemi tasvip etmiyorsa, gereğini derhal yapsın ve MHP Beyoğlu İlçe Başkanı ve yönetimini görevden alsın. Sanata ve sanatçıya en bayağı sözcüklerle saldırarak, protesto etmek, hedef göstermek çok ağır bir olaydır. Yarın buraya başka bir saldırı olursa, bunun artık sorumlusu, kaynağı, kökeni MHP’dir. O sonucu, o vebali artık Cumartesi gününden itibaren üstlenmişlerdir.  MHP ya tüm teşkilatlarına “bizim böyle bir sansürcü tavrımız, duruşumuz yoktur, sanat ve sanatçının özgürlüğüne, demokratik  ifade haklarına karışmayız" diye bir genelge yayınlar, Türkiye önünde kendilerini aklar, veyahut da derler ki “evet bu arkadaşların yaptıkları doğrudur, biz gerçekten muhafazakarlıkta, tutuculukta ve sanata baskıda son derece ileriyiz (!),  AKP bizim yanımızda solda sıfır kalır, biz çok daha fazlasını, baskıcısını yapacağız ve dediğimiz gibi böyle kepazeliklere izin vermeyeceğiz”. İki duruştan birini seçmek, bugün MHP’nin  hakkı. Ama üçüncü bir duruş şansı yok. Ya fiili görevden alma yapsınlar, ya da bu arkadaşları alkışlasınlar, Türkiye MHP’nin nerede durduğunu net şekilde öğrenmiş olsun. Bu gri bölgede bırakılır, “görmezden gelelim, yok sayalım, gündem nasıl olsa değişir gibi bir gün sonra” diye rafa kaldırılabilir bir konu değildir.  İstediklerini yaparlar; ama sessiz kalırlarsa bu onaylamak ve aklamak anlamına gelir.
--Genel olarak sanatın demokratik özgür duruşunu reddetmek için gelmiş MHP’liler! Yani Beyoğlu’nda eşcinsel film festivali düzenlenmesine veya böyle bir “ahlaksız” sergiye müsaade eden, AKP belediyesini bu vesileyle eleştirip, kendilerinin onlardan daha tutucu, daha “dini milli ve ahlaki değerlere” sahip çıkan bir parti olduklarını potansiyel seçmenlerine anlatmaya çalışıyorlar. bunu yaparken de asırlardır sanatçıların ana konularından biri olan çıplaklığa karşı cadı avı başlatıyorlar! Böylece AKP’nin tutucu oylarını kendi ceplerine atacak kadar kendilerini kurnaz ve yaratıcı zannediyorlar. MHP buysa ve arkasında duruyorlarsa, Piramid Sanat’taki bir fotoğraf sergisi sayesinde Türkiye bunu öğrenmiş oldu. Zaten belki, bu da işin tek hayırlı tarafı. Herkes birbirinin nerede durduğunu öğrenmeli. AKP’ye muhalif olup, MHP’ye de oy verilebileceğini sananlar, bu vesileyle hiç olmazsa nereye katkıda bulunacaklarını en somut şekilde görmüş oluyorlar. Herhalde Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri, "biz sanatçıyı daha iyi yola getiririz, daha iyi tahakküm kurarız" şeklinde bir çıkışla bundan daha kabul edilemez ve affedilemez, çağdışı bir oy avcılığı çıkış yapılmamıştır.

Bugün burada "Çırılçıplak" sergisi sayesinde, sanat düşmanlığı, hoşgörüsüzlük, anti-demokratik faşizan baskıların nasıl her fırsatta hortladığını ve hala kendine siyasi rant aradığını tüm çıplaklığıyla görüyoruz ve bu affedilmez tavrı kınıyoruz. Son yıllarda üst üste yaşanan baskılar ve olumsuzluklar, sanatçılara kendi alanlarını yaşanamaz hale getiren uygulamalar devreye sokulurken, sözde demokrasi arayışında olan bir muhalif partinin bu "kraldan daha kralcı" ve hedef gösterici tavrı, maalesef bu ortamın üstüne tuz biber ekmiştir. Halkımızı kimin gerçek muhalefet olup olmadığı konusunda uyarıyor ve gözlerini açmaya davet ediyoruz.


SANATÇILAR GİRİŞİMİ
ULUSLARARASI PLASTİK SANATLAR DERNEĞİ
PİRAMİD SANAT
CHP KÜLTÜR VE SANAT PLATFORMU
KOMÜNİST PARTİ
PEN TÜRKİYE
SODEV
TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI
NAZIM HİKMET KÜLTÜR MERKEZİ
MİMARLAR ODASI İSTANBUL BÜYÜKKENT ŞUBESİ
TGB


BASIN TOPLANTISINDA HAZIR BULUNANLAR:

ERCAN KARAKAŞ—CHP Kültür sanat platformu
BEDRİ BAYKAM—UPSD Başkanı-sanatçı
ORHAN AYDIN—Tiyatrocu-sanatçılar Girişimi
CÜNEYT AYRAL—Küratör-yazar
EROL KIZILELMA—SODEV Başkanı
AYDOĞAN ÜNVER--SODEV
MEHMET KUZULUGİL—Komünist Parti
ORHAN KURTULDU-- Tiyatrocu
SİBEL BAYKAM—Yazar-Piramid Sanat
KORAY ERKAYA—Fotoğraf sanatçısı
ÖYKÜ ERAS—Piramid Sanat yöneticisi
EKREM KAHRAMAN—Ressam
DENİZHAN ÖZER—Sanatçı-Küratör
SAFİYE MİNE ERDURAK--Ressam, UPSD
MURAT HAVAN—Ressam UPSD YK
CANAN SEZENLER--Siyasetçi
OĞUL AKTUNA--Siyasetçi
HARİKA MENTEŞ--Kent Konseyi Yönetimi MSD derneği
ERSOY İRŞİ--TGB
GÖKSENİN YILMAZ--TGB
ÇİLER BELEN--Sanatçı
İBRAHİM YÜZLÜ--Fotoğrafçı
AV: DİLEK DOĞU—UPSD Üyesi
ATİLLA İBRAHİM YAVUZ--Heykeltraş
REŞAT BAYRAKTAR—Ressam-heykeltraş

---------------------------------------------------

Press Conference Held Today in Piramid Sanat

ART UNDER THE THREAT OF “GREY WOLVES” IN TURKEY!
PRESS CONFERENCE AGAINST THE MHP (The Party of Nationalistic Action)
ISTANBUL-BEYOGLU DISTRICT WHO PROTESTED AND TARGETED
ART AND ARTISTS
Monday, March 16, 2015 /Piramid Sanat

An exhibition of nude photography, curated by the Turkish writer and poet Cüneyt Ayral, which brought together three (Bedri Baykam, Erden Cantürk, Koray Erkaya) and six foreign artists (Philip Deutsch, Damien Guillaume, Tetsuro Higashi, Hugh Holland, Uwe Ommer, Arto Pazat) had opened its doors to the viewers at the Piramid Art Center, which is located at the Taksim Square, just few hundred meters away from the famous Gezi Park, center of all the protests against the Erdoğan Government in 2013. That “bold” exhibition in the present day Turkish context was the target of MHP on Saturday March 14, 2015.

Please find here below the press bulletin signed by several Turkish art and literature associations (including PEN-Turkey and UPSD/AIAP-UNESCO Turkish National Committee, Turkish Syndicate of Writers, CHP Art and Culture Platform, the Communist Party and several others).

On March 14, 2015, Saturday another protest action was carried out against art in Turkey where unfortunately art is always somehow under threat. This was not the first and won’t be the last. The ones who put their names under this despicable act are connected to the party who hold seats as the second largest opposition group in the Turkish Parliament! Police forces stopped the Beyoğlu District Head of MHP and his organization that wanted to protest in front of Piramid Sanat but they let them hold their press conference at the beginning of the Feridiye Avenue.
MHP partisans who released their degrading bulletin targeting contemporary art and Piramid Sanat, in the company of banners with heavy slogans to public from that very point clearly showed their true colors with the texts they wrote.

Some passages from their press release:
Today we all gathered here before the Turkish Muslim Nation to protest this exhibition of nude photographs under the denomination of art in an exhibition called ÇIRILÇIPLAK (TOTALLY NAKED).
Sex, commerce and art trio with pornography that exposed all aspects of human privacy is wrapped up in a “façade of art” and converted into a cultural activity.
It is highly meaningful that this pornography event was held within the borders of a municipality ruled by AKP (the ruling party) who did not hesitate to misuse our religion throughout their process of accession to power or during their power but also who allowed the organization of ‘GAY FILM FESTIVAL’ in Beyoglu. We are not expecting from those who liberated ADULTERY while trying to upbring pious generations, to feel uncomfortable about this pornography.
But we, as Turkish Nationalists Muslim Idealists cannot accept this disgusting exhibition that conceals under the name of art and contradicts with the ethics of the Turkish Nation. We cannot keep silent to the political, cultural and ethical collapse that Turkey is facing while trying to draw attention to the ongoing corruption.
We “grey wolves”(Ülkücüler), who take our soul and determination from the Turkish Muslim beliefs and culture, deny the rights of taking place of such an exhibition in the name of our nation, and leave all those who look clemently to this ugly act, to the divine justice of our public.
As heralding the news that all this collapsing and corruption will come to an end in 7th of June, we invite our people to support the last harbor of Turkish Muslim Culture, MHP, to stop this cultural breakdown together.”

These are the protesting (!) slogans on the banners:
-Let your art go to hell
-We won’t let Beyoglu to be referred as the-naked city
-Naked body, naked mind
- Naked exhibition, empty art. We don’t want you in Beyoglu.
-Beyoglu has never seen such a scandal in its history
-Let’s put an end to this ignominy in our decent district of Beyoglu

As you might easily understand from those texts, political parties are now throwing their hats into the ring to prove themselves to their electors in a disgusting race aiming to prove who is the most reactionist, most conservative, most powerful censor and most oppressionist party in this newly established, so-called “new” but in fact mediaeval atmosphere of Turkey!

Saturday afternoon, I conveyed the notice made to us that MHP protesters were on their way, to Özcan Pehlivanoğlu, member of MHP-Central Board Member, on the phone. He told me that such an occurrence is impossible, and added at the utmost that the name of their Party MHP was just being used. After we confirmed the occurrence, he indicated that they were trying to stop the protest and that he called his Vice-President Şefkat Çetin who was also unaware of it and he added how shocked his VP was. Nevertheless, nobody from the MHP Headquarters chose to intervene or apologize at the end of the day.
We are demanding from the administration of MHP: what is their concrete comment of their Headquarters about this occurrence of Saturday? If the MHP Headquarters do not approve of this bigot and censoring protest against art, they need to take necessary steps immediately and discharge the Beyoğlu District Head of MHP and his whole team. It is a highly serious matter to target, protest and attack art and artists with such a coarse language. If another attack occurs here at Piramid Sanat, tomorrow, or any other time in the future, from now on MHP will be claimed as the root, source and the only responsible for it. They shouldered that consequence on Saturday. MHP will either issue a circular letter to all its organizations as “we do not maintain such a censoring conduct, we do not interfere with the democratic freedom of expression and liberty of art and artists” and acquit themselves before the Turkish nation or will declare “yes, our partisans are doing good, we indeed have an extreme level of conservatism, oppressiveness on art, even AKP would look pale in comparison, we will be harsher than them, even in a more oppressive way and as we have stated, we will not let such ignoble activities to be carried out.” It is MHP’s right to choose one of the two alternatives here. But there is no third one to adopt as a stance. They will either discharge them or applause their actions so that Turkey will understand clearly where MHP stands. This is not one of those occurrences where one might prefer to ignore and act as if it didn’t happen relying on the agenda changing so quickly and easily. They can choose whatever they want but silence will also lead to approval of what happened yesterday.
In general terms, MHP partisans came there that day to deny the free and democratic stance of art! In other words, by criticizing a municipality under AKP power who allowed an organization of gay film festival or inauguration of such an “immoralist” exhibition they were trying to show the potential electors that their party is more conservative than AKP, better in standing for “religious, national and ethical values”. And by doing so they are declaring a witch hunt against nudity, one of the subjects that occupied artists mind throughout centuries! They consider themselves very shrewd and creative believing that with this act will convert wills AKP’s conservative voters on their side. If MHP is such a party, if MHP is standing firm behind this protest, then Turkey will become aware of it thanks just to a photography exhibition held in Piramid Sanat. In fact that might be the only positive aspect of the whole occurrence. The public should know where everyone stands. Thus, the ones who consider themselves as opponents to AKP and still think of voting for MHP, will understand what they might end up contributing to.


Here, today, thanks to “Totally-Naked” exhibition we see clearly how the hatred of art, intolerance, anti-democratic fascist oppression reappear in every possible occasion and we condemn this unforgivable attitude. Constant oppressions and negative attributions faced in recent years, practices of restraining artists in extreme ways, this targeting and “more royalist than the king” like attitude of an opposing party who supposedly seeks democracy (!), unfortunately adds fuel to this heated atmosphere. Hereby we invite our public to find out for itself, who is the in fact a real opposition member and who is not…

15 Mart 2015 Pazar

Acil basın toplantısı/Piramid Sanat'a saldırı




Sanatçılar Girişimi ve Piramid Sanat'tan ortak çağrı

BASIN TOPLANTISI: 16 Mart 2015, PAZARTESİ 
SAAT 14.00
Yer: Piramid Sanat/Taksim
Feridiye cad. No:25 Taksim (02122973121)


MHP Beyoğlu İlçe Başkanlığı'nın, Piramid Sanat'taki uluslararası 9 sanatçının açtığı ÇIRILÇIPLAK başlıklı fotoğraf sergisini, dün önüne gelerek tacizkar slogan ve pankartlarla hedef göstermesi ve tehdit etmesi, bir de üstüne AKP'yi yeterince "milli, ahlaki ve dini değerlere sahip çıkmamakla, Beyoğlu'nda EŞCİNSEL FİLM FESTİVALİ'ne izin vermekle" suçlayan tavrı üzerine Sanatçılar Girişimi, UPSD ve Piramid Sanat, yarın, Pazartesi saat 14.00'de Taksim'deki Piramid Sanat'ta bu tavrı kınamak ve MHP'nin kendini koyduğu yeri kamuoyuyla paylaşmak üzere bir basın toplantısı düzenlemeye karar vermiştir. Basın toplantısına tüm özgürlükçü ve demokrat sanatçılarımız, sanat örgütleri ve demokratik kitle örgütlerimiz ve basın-yayın organlarımız davetlidir.

PİRAMİD SANAT
SANATÇILAR GİRİŞİMİ
UPSD

4 Şubat 2015 Çarşamba

PROF.PEKÜNLÜ’NÜN MAHKÛMİYETİ HEPİMİZİN UTANCIDIR




          Uzmanı ve öğretim üyesi olduğu gökbilim alanında önemli yapıtların ve bir çoğu uluslararası saygınlığa sahip bilimsel yayınlarda yer almış makalenin yazarı Prof.Dr.Esat Rennan Pekünlü, 27 Kasım 2014’ten bu yana Foça Açık Cezaevinde 2 yıl 1 aylık cezasını çekmektedir.
       Mahkûmiyet kararını veren İzmir 4. Asliye Mahkemesinin 2 yıl olabilecek mahkûmiyete 1 ay daha eklemiş olması,  verilen cezanın  ertelenmesine engel olmak için yapılan, yargı yansızlığı ve adalet duygusuyla bağdaştırılması olanaksız bir kasıt ve taraflılık göstergesidir.
         Prof. Pekünlü’nün mahkûmiyeti,  , engizisyon mahkemesince ömür boyu ev hapsine mahkûm edilen büyük İtalyan gökbilimci Galileo Galilei  davasını akla getiriyor.
        Bir başka benzerlik de, sayın Pekünlü’yle Osmanlı meslektaşı Takiyüddin Mehmet arasında olandır.
             Galileo günümüzden yaklaşık  dört yüz yıl önce,1632’de, dünyanın yuvarlaklığını ve döndüğünü savunduğu için engizisyon mahkemesince ömür boyu ev hapsine mahkûm edilmişti.
           Çağının en önemli Osmanlı gökbilimcilerinden Talkiyüddin Mehmet ise, dört yüz yıldan fazla bir süre önce 1677’de ilk gözlem evini kurmuş, ancak, gökbilim araştırmaları alanında büyük  önem taşıyacak gözlem evi dönemim şeyhülislamımın fetvası ve padişah
iradesi ile top atışları ile yıktırılmıştı…
        Her iki cezalandırmanın da simgesel anlamı vardı.
        Çünkü bu araştırmaların önünü kesmekle yapılmak istenen, egemen çevrelerin çıkarlarını korumak, durağan bir dünya algısının değişmesine izin vermemekti…
          Sayn Pekünlü’ye karşı açılan dava ve verilen mahkumiyet kararının gerekçesi ve görünürdeki neden ne olursa olsun,  asıl neden,tıpkı Galileo ve Takiyüddin  olgularında görüldüğü gibi egemen sınıfların egemenliğini sürdürmek, toplumu ileriye taşımak değil geriye sürüklemek  amacıdır.
           Fakat bu amacın dün olduğu gibi bu gün de gerçekleşmesinin olanaksızlığını biliyor,
Sanatçılar Girişimi olarak sayın Prof.Dr.Pekünlü’nün çok büyük bir simgesel anlamı olan
özverili ve yürekli duruşunun yanında olduğumuzu bildiriyoruz.
        Onun mahkûmiyeti Cumhuriyet Türkiye’sini bütün sözleri, kararları ve yaptırımlarıyla engizisyon karanlığında boğup yok etmek isteyen siyasal yönetimin ve buyruğundaki kişi ve kurumların yüz karası, bu uygulamaları engellemekte yetersiz ya da suskun kalan herkesin,hepimizin utancıdır.
       Prof.Dr. Pekünlü’nun, bu aydınlanma savaşçısının hakkındaki mahkûmiyet kararı ve bu yöndeki bütün girişimler bir an önce kaldırılmalı ve nereden gelirse gelsin  Cumhuriyet aydınlanmasını karalayıp yok etme çabalarına karşı bütün bir ulusça karşı çıkılmalıdır.

 Sanatçılar Girişimi adına dönem sözcüsü, şair, yazar, öğretim üyesi, Prof.Dr.
                                        Ataol Behramoğlu

      İstanbul, 5 Şubat 2015

8 Ocak 2015 Perşembe

BASIN AÇIKLAMASI VE ÇAĞRI

Bu Kan, Özgürlüğün Kanı!

“Kan var bütün kelimelerin altında.” diyordu Cemal Süreya.
Yalnızca kelimelerin mi?
Şimdi her şeyin altından kan ve gözyaşı sızıyor.
İçimizden, dışımızdan, kalplerimizden, ruhlarımızdan.
Odalarımızda, balkonlarımızda, bahçelerimizde barış değil, kan ve gözyaşı oturuyor.
Onlar açıyor sabah kapımızı, onlar örtüyor geceleri göz kapaklarımızı.
Ancak bu kanı akıtan biz değiliz.
Ama bu kanın içinde bizi de boğmak istiyorlar.
Biz yazarları, karikatüristleri, ressamları, heykeltıraşları, oyuncuları kendi cinnetlerine kurban ediyorlar.
Düşünüyoruz, özgürlük istiyoruz, barış istiyoruz diye kalemlerimizi, divitlerimizi kırmak, mürekkeplerimizi kinleriyle zehirlemek istiyorlar.
Doğal dinsel, kültürel, siyasal farklılıkları düşmanlığın kanlı ırmağıyla kirletmek istiyorlar.
Öldürüyorlar, tutsak kılıyorlar, insanları kendi zalimliklerinin suç ortağı yapıyorlar.
Biz biliyoruz ki insanlık; temiz, aydınlık bir yeryüzü için, bu yeryüzünün esenliği için sanatçılarını yüceltmeyi hiçbir zaman unutmayacaktır.
Zalimlerin kaba baskıları, zulümleri, katliamları özgür düşüncenin ışıklı ırmağını kurutamayacaktır. Paris’teki karikatürist dostlarımızın katledilmesinin kalplerimizde açtığı yara, çok sıcak ve çok derindir. Bu yaranın daha da açılmaması için şimdi yeryüzünün bütün sanatçılarının yan yana gelmesi tarihi bir zorunluluktur.
Bizler bugün burada bu zorunluluğu, vicdani sorumluluğu dünya kamuoyuna yeniden duyurmak için buluştuk. Komşusunun evini yakıp o ev yanarken o ateşte yumurtasını kaynatmak isteyen vicdansızları, o ateşin kıyısında din siyaseti yapan din tacirlerini lanetliyoruz.
Dünya yanarken, sanatçıları öldürülürken gündelik dillerini yine ayrıştırıcı, düşmanlaştırışı algı üzerine kuran siyaset bezirganlarını lanetliyoruz.
Yeryüzü barışının kinden, kandan uzakta kurulacağını ve bu “yeniden inşia”da sanatçıların büyük görevler üstleneceğini biliyoruz.
Bu bilinçle, yeryüzünün bütün sanatçılarını “barış için yeniden eylem”e çağırıyoruz.

Türkiye Yazarlar Sendikası
Özerk Sanat Konseyi
Homur Mizah Grubu
Sanatçılar Girişimi

8 OCAK PERŞEMBE SAAT 18.00 FRANSIZ KONSOLOSLUĞU ÖNÜNDEYİZ.

26 Aralık 2014 Cuma

TÜRKÇEYE DÜŞMANLIK, ULUSA VE CUMHURİYETE DÜŞMANLIKTIR





Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişinin Türkçe düşmanlığı, kapkara bir bilgisizlik örneği olduğu kadar, cumhuriyetimizin temel değerlerini yok etme konusunda
kararlılıkla yürütülmekte olan savaşın yeni bir evresidir.
Bütün okulların imam hatipleştirilmesi, zaten en alt düzeyde öğretilmekte olan felsefe derslerinin tümüyle ortadan kaldırılması yönündeki uygulamalar, Osmanlıcanın orta eğitimden başlayarak zorunlu ders durumuna getirilmesi, ülkemizin bugününü ve geleceğini aydınlatacak ışıklı beyinler değil, bilgi düzeyleri ve yetenekleri mezar taşlarındaki Arap harflerini heceleyerek sökmeye çalışmanın ötesine geçemeyecek kof beyinler oluşturmanın ,
özetle “dindar ve kindar nesiller” yetiştirme hedeflerinin, kararlı, planlı, cumhuriyet ve ülke düşmanı aşamalarıdır..
Cumhurbaşkanı makamında oturmakta olan kişi en başından beri bütün söz ve davranışlarıyla olduğu gibi, bu gün de yine bütün söz ve davranışlarıyla, bulunduğu makamları hak etmeden oralara tırmanmış ya da tırmandırılmış olduğunu göstermektedir.
Cumhurbaşkanlığı, cumhuriyetimizi ve devrimlerini temsil eden en yüce ulusal makamdır.
Bu değerleri benimsemeyen, dahası onlara düşmanlığını her fırsatla ortaya koyan bir kişiliğin orada bulunuyor olması ülkemiz adına en büyük bir talihsizliktir.
Recep Tayip Erdoğan Türkçemiz konusundaki son sözleriyle, Mehmet Emin Yurdakul’un 19.yüzyılın son yılında yayınlanan “Türkçe Şiirler”le başlattığı, Ziya Gökalp’le, Ömer Seyfettin’lerin “Genç Kalemleri”yle süren, kuruluşuna Atatürk’ün öncülük ettiği Türk Dil Kurumunca yayınlanan ciltler dolusu sözcük ve deyim derlemeleriyle doruğa ulaşan ulusal dil savaşımdan habersiz olduğunu gösterdiği kadar, Yunus Emre’den günümüze muazzam bir edebiyatın temel taşını oluşturan Türkçeye sevgisizliğini de ortaya koymuştur.
Kendisinin konuşmakta olduğu Türkçeyle felsefe yapılamayacağı açıktır. Fakat onun bile, özellikle argo alanında, sokak ağzına özgü sözcüklerle, konuşma Türkçesine katkılarda bulunduğu yadsınamaz…
Türkçeyle Felsefe yapılıp yapılamayacağı konusuna gelince…
Bu konuda “muhatap”ımız Cumhurbaşkanlığı makamındaki kişi değil, ona bu talihsiz sözü söylettiğini tahmin ettiğimiz akıl hocaları olabilir….
Bu kişi ya da kişiler, örneğin Nusret Hızır’dan, Vehbi Eralp’tan, Macit Gökberk’ten, Takiyettin Mengüşüoğlu’ndan, Nermi Uygur’dan, Bedia Akarsu’dan, Hüseyin Batuhan’dan, İoanna Kuçuradi’den, Afşar Timuçin’den, Doğan Özlem’den, Betül Çotuksöken’den, Türkiye Felsefe Kurumu’nun yayınlarından tek satır okumuş olabilirler mi?
Dahası, böyle bir kurumun varlığından haberli midirler?
Yüksekten atan Tayip Erdoğan’ın bu adları duymuşluğu olabilir mi?
Okullardan felsefe derslerini kaldıran bir yönetimin bu konuda ağzını açmaya hakkı var mıdır?
Bu sözler Türkçenin yanı sıra yukarıda adları sayılan, onların öncesinde ve daha sonrasında yer alan felsefe öğretim üyelerine, yazarına, 1940’lı yıllardan günümüze eski ve en yeni dünya felsefesinin yapıtlarını Türkçe’ye başarıyla kazandıran sayısız çevirmenin büyük emeğine karşı çok büyük saygısızlık, hakaret, düşmanlık değil midir?
Cumhurbaşkanlığı makamındaki kişi ve her kimlerse akıl hocaları, daha öncekilerde olduğu gibi, bu talihsiz sözlerin de altında kalacaktır.
Çünkü Türkçeye düşmanlık, Türkçe sevgisizliği, Cumhuriyet devrimlerine, bu demektir ki Türkiye’ye düşmanlıktır.



Ataol Behramoğlu
SANATÇILAR GİRİŞİMİ
26.12.14

20 Ekim 2014 Pazartesi

FEVZİ KAVUK'a saygı gecesi


FEVZİ KAVUK  1931'de İznik-Müşküle köyünde doğdu .1960 yılında muhtar oldu, uzun yıllar muhtarlık yaptı. Türkiye İşçi Partisinin yönetiminde görev aldı.   TİP. Bursa milletvekili adayı oldu..  Marmara Köy-Der kuruluşunda ve yönetiminde çalıştı. Nazım'ın ölümünden sonra onun için diktikleri çınar gibi, hükümetin hedefi oldu. 1980 de tutuklandı. Daha sonra da çeşitli sosyalist partilere üye oldu ve mücadelesine devam etti.. 
Halen Müşküle'de yaşamaktadır.
 
           
SOSYALİST KÖY ÖNDERİ, HALK ÖNDERİ..ÇINARLI KÖYÜN MUHTARI..MÜŞKÜLE'li FEVZİ KAVUK SAYGI GECESİ 
 
 
         DOSTLARI
                    

         Ataol BEHRAMOĞLU
          Aytekin GÜRLER
          Ekin DURU
          Hacı TONAK
          Moris GABAY
          Münir DERÇİN
          Necdet FİLİZOĞLU
          Ömer TUNCER
          Saygı YAĞMURDERELİ
          Turgut KAZAN
          Ümit HÜRCAN
          Vahit TULİS
           ..................
 
25 ekimde Uğur Mumcu sahnesinde Fevzi Kavuk ile birlikte olacaklar..
 
(gece ATAOL BEHRAMOĞLU-HALUK ÇETİN Şiir dinletisiyle sonlanacak.)

25 Ekim 2014 Cumartesi Saat 19:30
Nilüfer Belediyesi
Uğur Mumcu Sahnesi / Bursa
Bilgi için: 452 3200

27 Eylül 2014 Cumartesi

METİN DEMİRTAŞ ‘IMIZI YİTİRDİK


Kardeşim,yoldaşım,omuzdaşım,yürekdaşım,dostum,can arkadaşım ,kocaman yürekli, büyük şair METİN DEMİRTAŞ’ı yitirdik.
Bu yıldırım çarpması gibi, bir yürek vurgunu gibi apansız gelen ölüm haberi, insana hayatın boş ve anlamsız olduğunu düşündürebilir.
Fakat öte yandan, bu hayatı anlamlı kılan, Metin Demirtaş gibi yiğit, duygulu, yürekli insanların varlığı, onların dünyaya yaydıkları dostluk,kardeşlik,arkadaşlık, fedakârlık,iyimserlik, umut, cesaret ışığıdır.
Canım, sevgili arkadaşım, bu apansız ayrılışta beni teselli eden şeyler birkaç gün önce Antalya’daki kitap şöleninde ve sonrasındaki dost sohbetinde buluşmamız, her buluşma sonrasında olduğu gibi sanki bu son buluşmaymış gibi vedalaşmamız, dönüşümden sonra da seni yine arayıp o sımsıcak “Sarı Defterler”inle, unutulmaz dizen “Bizim de Dağlarımız Vardır Che Guevara” nın kitap başlığı olduğu seçme şiirlerinle ilgili duygularımı, sevgilerimi, sevincimi iletmiş olmamdır…
Yurdumuzun, emeğin kurtuluşu için yaşamlarımızı boydan boya adadığımız savaşımda adın ve şiirlerinle; dostluğun, kardeş sesin, bilgeliğin, güzel gülüşün, gözü pekliğin, dürüstlüğün, omuzdaşlığınla, bu insan olma ve aydınlanma savaşımının her zaman en ön saflarında olacaksın.
“Şiirin Kanadında Mektuplar”ımız iki devrimci ve şairin eşine az rastlanır dostluğunun
tanığı olarak gelecek kuşaklar için de örnek olmayı sürdürecek…




Ataol Behramoğlu

27.09.2014